Provoke Edilen İstikrar

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 22/05/2006 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

Biz bu filmi daha önce seyretmiştik. Aynı amac ve hedef uğruna başka insanlarla başka senaryolarla çekilmiş filmleri izledik defalarca. Her seferinde bildik bunun kötü bir film olduğunu. Her seferinde görmeyi istemediğimiz ve tekrar yaşanmasın diye dua ettiğimiz kötü rüyalar ya da kabuslar oldu bizim için. Ancak ne yazık ki, artık ülke olarak kronik bir hastalık haline geldi bu durum. İstemeseniz de oluyor. Ne kadar dikkat ederseniz edin ya da olmaması için özen gösterirseniz gösterin yine de kendiliğinden (!) gelişiyor. Ve yaşadığımız bu karışıklıkların hepsinin sebebi kimi zaman eğitim, kimi zaman türban, kimi zaman cami, kimi zaman öğretmen, kimi zaman bir yazara tepki gibi görünse de aslında hepsinin tek bir sebebi var. O da İSTİKRAR.

Yıllardır aynı oyun…

Evet, birileri bu ülkede istikrar olmasını hiç istemiyor. Birileri bu ülkede yaşanan sorunların ve var olan sistemsel sıkıntıların düzelmesini istemiyor. Birileri bu milletin sırtı yerden kalksın istemiyor. Birileri bu milletin iki sınıf halinde ve arada uçurumlarla yaşamasından son derece mutlu ve asla bu durumun düzelmesini istemiyor. Spora bulaşıyorlar. Eğitime bulaşıyorlar. İlköğretime kadar nifak soktular. Bu istikrar düşmanları ve karışıklık nemacıları tüm milletin gözüne perde olmak için vargüçleri ile çalışıyor. Göremiyoruz. Bir hiç uğruna kaybolup giden bir gençlik var. Uyuşturucu, içki ve fuhuş batağına doğru sürüklenen bir nesil var. Kısır tartışmaların ortasında bıraktığımız bir gençlik var ortada. Kimisini mini etekli diye dışlıyoruz, kimisini türbanlı, kimisini sakallı diye dışlıyoruz ya da dövmesi var diye bir selamı esirgiyoruz gençlerimizden. Oysa ki, bizim nedenli veya basit nedenlerle dışladığımız bu çocuklarımıza ve gençlerimize açılan karanlık bir kucak var dışarıda. Onları bu karanlığa mahkum ediyoruz. Yıllardır bir tartışma aldı başını gidiyor. Neymiş efendim, başını örterek kimse okula gidip eğitim göremezmiş. Başını örterek okula gitmek isteyen çocuklar Müslüman Türkiye’nin Müslüman evlatları. Başını örterek okula gitmek isteyen çocuğun babası ve anası Müslüman bir ülkenin Müslüman evlatları. Başını örterek gitmek istediği okul Müslüman bir ülkenin okulu. Ve bu okulda eğitim veren öğretmenlerin hepsi Müslüman. Yolda bindiği otobüsün şöförü Müslüman. Gazate aldığı bakkal Müslüman. Polis Müslüman. Asker Müslüman. Siyasetci Müslüman. E peki, sorun ne? Sorun şu. Herkesin Müslüman olduğu bir ülkede “Fransa’nın uyguladığı bir başörtüsü kararı”nı örnek alarak hareket ediyorsak bir sorun var demektir. İslam dini tamamen bir hoşgörü ve sevgi dinidir. Ne yazık ki, biz kendi içimizde birbirimizi hoşgöremiyorsak bir sorun var demektir. Ve bu sorun tamamen sanal olup, gazete sayfalarında, televizyon ekranlarından öteye geçmemekte. Sıkıntılı bir ortam oluşturup olmayan bir sorunu varedenlerde işte bu istikrar düşmanları. Ülkede bir çok şey Ak Parti hükümeti ile rekor denecek seviyelerde düzeldi. Bir çok konuda reform niteliğinde düzenlemeler yapıldı. Milletin siyasetciye ve siyaset kurumuna olan güveni tesis edildi. Türkiye dış politikada on yıllardır başaramadığı bir çok gelişmeyi hükümetimiz döneminde sağladı. AB ile olan çalışmalar gerçekten yıllarötesine taşındı. Ülke dışında çözülmeyi bekleyen birçok sorun hükümetimiz döneminde ortaya çıktı. Bu sorunlar ile tek tek yüzleşildi. Bir takım hamasi söylemler ile siyaset yapmak yerine gerçeklerle yüzleşildi. Siyasi ve ekonomik istikrar ülkedeki makro göstergeleri tamamen düzeltti. Türkiye, bir gecede her şeyin altüstü olduğu bir ülkeden, ayağını yere sağlam basan, kendi iç dinamiklerine hakim, dış dinamiklere tamamen hazırlıklı, belirleyici ve katılımcı olan, haftalık ya da aylık değil on yıllık planlar ile hareket edebilecek hale gelen ve coğrafyasında yönetilen değil yöneten lider bir ülke olma yolunda son derece dik ve emin bir duruş sergilen bir ülke haline geldi. Geçtiğimiz hafta yaşadığımız son derece karanlık ve kötü olaylar işte tüm bu güzel görüntünün kalbine saplanmış bir bıçak gibidir. Yargımıza sıkılan bu kurşunlar aslında ülkemize ve milletimizin aydınlık geleceğine sıkılmıştır. Ülkeyi erken seçime götürme noktasındaki kirli adımların bir parçasıdır bu oyun.

Ak Parti gerçeği

Bugün erken seçim olsa Ak Parti ve Başkabakanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan daha da güçlü bir şekilde iktidar olacaktır. Çünki, bu kadar kaotik bir durumun ve karanlık olayların gizleyemediği tek bir şey var. Ak Parti özellikle kendi içindeki ve kendi dışındaki hainlere ve düşmanlara rağmen bu ülkede hizmetin tek adresi olduğunu ortaya koymuştur. Somut olarak bunu millete göstermiştir. Bu ülkeyi bunca karanlığa ve kötü günlere sürükleyenlere inat henüz ilk kez iktidar olmasına rağmen çok büyük mesafeler katetmiştir. On yıllardır bu siyasetin ve Meclis’in içinde olarak ülkemizin yaşadığı büyük sıkıntıların 1. derecede sorumlusu olup hesap vermek yerine yüzsüzce kendisini eleştirenlere inat Sn. Başbakanımız hiçbir kavganın bir tarafı olmamaya özen göstermektedir. İnşallah Ak Parti hükümeti ve ülkemiz bu karanlık günleride aşacak ve aydınlık, pırıl pırıl bir geleceğe doğru yürümeye devam edecek. İyi bir hafta dileğiyle.