Acı Ama Gerçekler

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 15/01/2007 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

 

Başbakanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan hafta sonu Kızılay'ın düzenlediği "Afet Zararlarını Azaltma ve Toplumu Harekete Geçirme Projesi"nin tanıtım toplantısı için Istanbul'daydı. Ve bu toplantıda Istanbul ile ilgili önemli tespitler ortaya koydu. Türkiye'nin içeride ve dışarıda bin bir türlü sorunları ile boğuşurken o Istanbul'a ve Istanbul'lulara olan vefasını göstererek "Istanbul için neler yapılabilir" üzerine fikir fırtınaları yaptığını gösterdi.

İstanbul Üzerine

Sn. Başbakan'ın ilk tespitlerinden birisi Istanbul'un araç trafiği ve ulaşım sıkıntısı üzerineydi. Istanbul'daki plaka sayısının 2,5 milyon olduğunun altını çizen Sn. Başbakan bunun kentin ulaşım altyapısı karşısında çok yüksek bir rakam olduğunu belirtti.Istanbul'da plaka sayısının 2 milyon rakamına çekilmesinin gerekliliğini belirten Başbakanımız ancak bunun oluşturulacak bir toplumsal bilinc ile hayata geçirilebileceğini söyledi. Yasakcı ya da dayatmacı zihniyet ile böyle bir projenin hayata geçirilmesine asla izin vermeyeceğini ve önemli olanın halkın bu projeyi benimsemesi ve algılaması olduğunu söyledi.  Başbakanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan ulaşım ve trafik problemi ile ilgili olarak ortaya koyduğu çözümü şöyle özetledi. "Istanbula her gün 600-700 araç giriyor. Ben diyorumki; Istanbul için belki de plaka sayisini belirleyerek dondurmamiz lazim. Yani Istanbul'a plaka sayisi kadar araba girmelidir. Su anda Istanbul'da 2,5 milyon plaka var.2,5 milyon Istanbul'a fazla. Ne olacak? Bunu 2 milyona indirecegiz. Eger bizim ulasim altyapimiz 2 milyon diyorsa 2 milyon olmali. Bundan sonra yeni bir ilave araç Istanbul'a giremeyecek. Girmek istiyorsa ne olacak. Ulasim altyapisi güçlendikçe, sehir tedbirlerini aldikça. Asilabildigince bu sayi artar. Aksi takdirde vatandaslar plakasi olandan plaka alacak. Plaka sahibi aracini yenileyecekse, arabasini farkli illerde satisa çikaracak. Bunu Istanbul için yapmak zorundayiz. Eger Istanbul'u seviyorsak eger Türkiye'yi seviyorsak. Bizim buna ihtiyacimiz var. Istanbul bizim vizyon sehrimiz. Dünyanin neresine giderseniz gidin Istanbul'la farkli bir puan kazanirsiniz. Londra ve Tokya bunun degisik uygulamasini yapiyor. Biz de yapmaliyiz."

Ve Sn. Başbakanımızın Istanbul Büyükşehir Belediye Başkan ıolduğu dönemle ilgili açıklamaları da bugün için kentimizin bir çok problemini çözecek projelerinin neden ve nasıl yarım kaldığını ortaya koyuyor. 1995 yılında Istanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda "Istanbul'da vize uygulaması" projesini ortaya koyduğunda bazı kesimlerin aşırı tepkiler gösterdiğini ve adeta kendisini topa tuttuğunu söyleyen Başbakanımız bugün Istanbul'un aldığı büyük göçün bedelini ödemek zorunda kaldığını belirtti. Yaşanılan göçün Istanbul'da çarpık yapılaşmanın ve gecekondulaşmanının tetikleyecisi olduğu gerçeğini göz önüne alırsak Başbakanımızın yapmış olduğu tespitin haklılığı ortaya çıkıyor. Ne yazık ki, dün olduğu gibi bugünde yapılmak istenen bir çok projenin önüne engeller çıkarılmaya çalışılıyor. Ak Parti hükümetinin Türkiye'yi düze çıkaracak, ufkunu geliştirecek ve ülkemizin gelişimine büyük ivmeler kazandıracak reform niletiğindeki projeleri anlaşılması güç direnişlerle ya engelleniyor ya da erteleniyor. Eğer bu konuyla ilgili bir istatistik çalışması yapılırsa Ak Parti iktidarının ne kadar zorluklarla ülkeyi yönetmeye çalıştığını görürüz. Türkiye’nin gelişimine direnen bu çevreler her konuda ama her konuda muhalefet etmeyi kendilerine görev biliyor. Ve yapılan her işin önüne çıkarak engelleyen olmak için can atıyorlar.

Populist Olmak Yok

 

Türkiye bir seçim atmosferine girmiş durumda. Ve Başbakanımız tek başına iktidar olmasına rağmen hiç bir şekilde seçimler uğruna populist politikalara girmiyor. Ülkenin gerçekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda taviz vermeden çalışmaya devam ediyor. Populist söylemler ile halkı kandırmayı tercih edenlere inat "Acı ama gerçek" olanları söylüyor. Türkiye'nin geçmiş dönemlerde kaybettiklerini ve geriye düştüğü yılları yeniden kazanmanın bu "Acı ama gerçek"lerden geçtiğini biliyor ve tüm topluma da bunu anlatmaya çalışıyor. Ben milletimizin Sn. Başbakanımızı anladığına inanıyorum. Bunu da zamanı gelince herkese gösterecektir. Önümüzdeki dönemlerin çok daha aydınlık ve umut dolu olacağını hep birlikte göreceğiz inşallah. Iyi bir hafta dileğiyle.