Barış mı? Ortak Çıkarlar mı?

![]() |
|
Bu yazı Barış
Boyacı'nın 05/09/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden
alınmıştır.
|
![]() |
1 Eylül
Dünya Barış Günü olarak kutlandı. Bu anlamlı gün,
Dünyanın bir çok ülkesinde savaşların sürdüğü, yine bir
çok bölgede iç savaşların yaşandığı, terörün tüm Dünyayı
kasıp kavurduğu, toplu katliamların yaşandığı bir
dönemde adeta kayboldu gitti. Oysa ki, bugün tüm Dünya
insanlığının ihtiyacı olan ve yine tüm dünya insanlığını
ortak bir noktada buluşturabilecek tek kavram olan
"Barış" günümüzde çok yanlış algılanmakta. Bugün "Barış"
dediğiniz zaman artık ortak çıkarlar akla geliyor. Oysa
ki "Barış" insanı sevmenin, yaşamı sevmenin, doğayı
sevmenin ve hatta insanın kendisini sevmesinin bile
kendini bulduğu bir kavramdır.
Barış, sadece savaşın karşıt anlamı olabilir mi?
Bugün dünyanın bir çok ülkesinde kanlı savaşlar
yaşanıyor. 1 Eylül Dünya Barış Günü'nü Irak halkı büyük
bir savaşın tam ortasında geçirdi. Bu ülkedeki nedeni
aslında belli olduğu halde belli olmayan, tarafı belli
olmayan, galibi ve mağlubu belli olmayan, zaman
kavramını çoktan yitirmiş bu savaşın vurduğu çocuklara
"Barış" kelimesini kim, nasıl anlatacak? Bu ülkedeki
çocukların kurşun ve şarapnel parçaları dolmuş
yüreklerinden acıyı ve nefreti hangi güç çıkaracak ve
hangi güç onların o küçük yüreklerini yeniden sevgi ile
dolduracak? Televizyon ekranlarında hain gülümsemelerle
Dünya Barış Günü'nden bahseden, silahsızlanmadan
bahseden bir takım insanlar sahibi oldukları bu dinmek
bilmez acıyı daha ne kadar makyajlayacak? Havaya
bırakılan güvercinlerin olduğu barış fotoğraflarının
arkasında kan, gözyaşı, acı ve hüzün sırıtmakta. Ve
dünyanın bir çok ülkesinde yaşanan bildik ve tanıdık kan
hikayeleri. Gözü yaşlı analar, dul kadınlar, öksüz ve
yetim çocuklar bu dünyada "Barış" diye bir olgunun
varlığına nasıl inanacaklar?
Bu silahların projesini çizenlerde insan. Bu silahların
üretecek fabrikaları kuranlarda insan. Bu silahların
üretilmesini sağlayan finansmanda insanlardan geliyor.
Bu silahların imalatını da insanlar yapıyor. Ve
insanların ürettiği, yapımı için çaba ve emek harcadığı
bu ölüm makinalarını kullananlar yine insan. Ve ne
acıdır ki, bu silahların doğrultulduğu, bu silahların
kullanıldığı ve bu silahlar ile yaşamları son bulanlar
da insan. Bu nasıl bir tezattır? Bu nasıl içinden
çıkılamaz bir kısır döngüdür? Ve bir takım hırslar
uğruna, belli başlı çıkar çevrelerinin istekleri uğruna,
insan olmanın onurundan çok uzakta alının kararlarla
savaşları başlatanlar, dünyayı kana bulayanlar,
kadınları dul, çocukları yetim bırakanlar da insan(!).
Ve yine bu insanlar işte 1 Eylül'ü Dünya Barış Günü
olarak ışıl ışıl salonlarda kutlayanlar. Ne yazık ki,
kanlı elleri ile "Barış" adına bembeyaz güvercinleri
havalara uçuranlar da onlar.
Diğer taraftan Dünya'nın bir tarafı açlığın ve sefaletin
esiri olmuş durumda. Şimdi, bir takım maddi çıkarların
birbirine muhtaç kıldığı toplumların bir arada
yaşamalarının adına "Barış" diyebilir miyiz? Dünya'nın
bir bölümünün yiyecek bir lokma ekmek bulamadığı
günümüzde, bir gecede havalara saçılan milyonlarca
doları harcayan diğerleri varsa bu ortamda "Barış"tan
söz edebilir miyiz? Yaşam kaynaklarının hızla ve
bilinçsizce tükendiği 21. yüzyılda dünya popülasyonu bir
taraftan yoksulluğu, açlığı, tükenmişliği en acı şekilde
yaşıyor. Fotoğraf karelerinde gördüğünüz bir deri bir
kemik dolaşan varlıklar da insan yavrusu. Onlarda bizim
dünyamızda yaşıyorlar. Akbabalara ziyafet olmaya aday
milyonlarca aç insan var. İşte evrenin bir yarısında
böyle tablolar varken bugün kim, hangi cesaretle
"Barış"tan söz ediyor? Ve ne yazık ki, kapitalizmin yol
açtığı sömürü düzeni artık "Barış" konusununda tek
hakimi. Küreselleşme olarak nitelediğimiz yeni dünya
düzeninin aslında büyük bir yozlaşma süreci olduğunun en
büyük göstergesi olan bugünkü tablo insanlık tarihine
kara bir leke olarak düşmüştür. Küreselleşme sürecini
kendi çıkarları uğruna yönlendirmek isteyen bazı
uluslarası kurum ve kuruluşlar ile kendilerini bu
dünyanın tek sahibi sanan bir takım ülkeler ellerinde
bulundurdukları büyük ve yok edici saldırı gücünün
karşısında ihtiyaç duyulan savunma gücünün yok
edilmesini "Silahsızlanma" olarak gösteriyor. Kendi
çıkarlarının önünde duracak bu masum savunma düzenini
"Barış"ın karşısındaki en büyük engel olarak
gösteriyorlar.
Barış büyük bir erdemdir
Bir Dünya Barış Günü daha silah, kan, nefret ve
katliam'ın gölgesinde geçti. Bir Dünya Barış Günü daha
yoksulluğun ve açlığın gölgesinde kaldı. Ve insanlık bir
kez daha anlamını yitirdi. Bir kere daha tazelendi
acılar. İnşallah, önümüzdeki bir yıl gelecek Dünya Barış
Günü için anlam taşıyacak gelişmelere sahne olur.
Savaşların, silahların, kin ve nefretin değil sevginin,
paylaşmanın ve insan olmanın erdeminin hakim olduğu bir
yılı taçlandırmak umuduyla nice 1 Eylül Dünya Barış Günü