Bir İstanbul Masalı

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 04/07/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

Hiç düşündünüz mü? Yaşadığınız şehrin dününü, bugününü ve yarınını. Dün neler yaşanıyordu, bugün neler yaşıyoruz ve yarın neler yaşayacağız? Dünümüzdeki güzellikleri özlemiyor musunuz? Dünümüzdeki güzellikleri aramıyor musunuz? Bugünümüzdeki karanlık sizi korkutmuyor mu? Yitirdiğimiz hasletlerimiz sizin içinizde de bir yara değil mi? Elimizde kalan birkaç iyi haslet kırıntısını kaybetmekten endişe etmiyor musunuz? Ve yarın. Bugüne kadar kaybettiklerimiz yarın neler kaybedebileceğimizi size de anlatmıyor mu? Yarınlarda olmaktan, yarınlarda yaşayabileceğimiz o derin uçurumlar sizi de strese sokmuyor mu?

Bir İstanbul Gerçeği

İstanbul’da yaşam dayanılmaz bir hal aldı. Özellikle hava sıcaklığının aşırı arttığı şu günlerde artık her köşe başını bir kavga aldı. Kentte yaşayan insanlar tam bir sinir harbinin ortasına düştü. Kentin en büyük problemlerinden biri olan ulaşım artık ulaşamayışım halini aldı. Her köşesinde ayrı bir hüzünlü hikayesi ile İstanbul artık bir metropol oldu. İstanbul hızla pahalı bir kent haline geldi. İstanbul hızla acımasız bir kent haline geldi. İstanbul hızla bir hüzünlü kent haline geldi. İstanbul büyüdü. İstanbul büyüdükce toplumumuzun değerlerini yuttu. İstanbul kalabalıklaştı. İstanbul kalabalıklaştıkça toplum birbirine yabancılaştı. Evet. İstanbul artık tam bir ikiyüzlü kent haline geldi. İstanbul canavarlaştı. İstanbul acımasızlaştı. İstanbul gittikçe karardı. Ama aslında İstanbul değildi ikiyüzlü olan, canavarlaşan ve kararan. Bizlerdik. Bu büyük emanetin her köşesinden birer parça kopardık. Ve herkes elindeki parçayla kaldı. Ötelere dağıldı bu kentin büyüsü. Boşluğa savruldu.

Bugün İstanbul’da bir yere gitmek istediğinizde bir çok şeyi göze almak zorundasınız. Herşeyden önce eğer normal durumlarda 15 – 20 dakikada gidebileceğiniz bir yerse en az 1 saat önce hareket etmelisiniz. Çünki artık İstanbul’da normal olan hiçbir şey kalmadı. İstanbul’da trafiğin düzenini sağlamaya çalışan trafik polisleri var. Ve işleri gerçekten çok zor. Çünki karşılarında hiçbir engel tanımayan, şerif mafyası, renk körü ve her daim bağıran, küfür eden, kavgaya hazır, çoğu zaman silahlı, bıçaklı, sopalı trafik magandaları var. Bugüne kadar duyduğumuz, işittiğimiz, okuduğumuz onlarca trafikomik hikayenin baş aktörleri bu insanlar bu şehrin kalbine direk kastı olan insanlardır. Ve ne yazık ki bir çoğu içimizde barınır. Onlarla sohbet ederiz. Gözümüze batmazlar. Belki de çok zamanlar anlattıkları hikayeleri “vaaay, gerçekten bunu yapabiliyor musun?” tarzı hayranlık ifadeleri ile dinleyenlerimiz var. Toplumun içinde kamufle olmuşlardır. Direksiyon başındaki histeri krizleri bu insanların en büyük sermayesidir. 

Fuhuş ve uyuşturucu ise bu kentin kalbine saplanmış bir bıçak gibi. İstanbul’un her köşesini çepeçevre saran fuhuş batağı gençlerimizi için büyük tehdit oluşturuyor. Her köşe başında fuhuş çeteleri konuşlanmış. Genç kızlarımız bu çetelerin ellerine düşüyor. Fuhuş çetesinin beraberinde taşıdığı bir başka acı gerçek ise uyuşturucu. Bu işin önüne geçilemezse gelecekte çok zor günler bizleri bekliyor. Bu konuda acilen toplumsal bir bilinç oluşturulması gerekiyor. Bu konuların önüne polisle, hapisle geçmek mümkün değil. Bu konu ile ilgili özel bir eğitim çalışması yapılmalı. Sokak çocukları ile ilgili reel anlamda projeler üretilmeli. Sokak çocuklarını beslemekten öteye geçen icraatlar yapılmalı. Bir şekilde ailesinden kopan, yalnız kalan kadınlar ve kızlar için sığınma evleri reel anlamda oluşturulmalı. Fuhuş ve uyuşturucu bir sektör haline gelmiştir. Evde karısına, kızına “Cama çıkmayın, namuslu olun” tarzı söylemlerde bulunan bir çok kişi dışarıda fuhuş sektörüne hizmet ediyor. Bunun adı eğitimsizliktir. Bunun adı cehalettir. Bu cehaletin önüne eğitimle geçebiliriz. Bu kent büyük bir emanettir. Bu emanet bu ülkenin kalbidir. Bu kent için bir şeyler yapmalıyız. Hep birlikte elele vererek bu emaneti sonraki nesillere taşımalıyız.

Bir İstanbul Masalı

Büyüklerimizden dinlerdik hep. İstanbul beyefendisini, İstanbul hanımefendisini. Bu şehrin kendine has bir tarzı vardı. Bu şehrin insanının kendine has bir tarzı vardı. Bu kentin bir kültürü vardı. Bu şehirde kötülük barınamıyordu. Bu şehirde kimse aç kalmıyordu. Bu şehirde hırsızlık yoktu. Cinayetler işlenmiyordu. Sokakta korkusuzca gezebiliyordu insanlar. Gasp yoktu. Kapkaç yoktu. Spor adına işlenen cinayetler yoktu. Teknolojinin bunca imkanına rağmen iletişim bugün olduğundan daha derli topluydu. Herkesin birbirinden haberi vardı. Komşuluk gözetiliyordu. Bu herkesin imrendiği bir İstanbul masalıydı. Ve artık o İSTANBUL BİR MASAL oldu.