CHP Nereye Gidiyor?

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış 27/08/2007 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

Türkiye 11. Cumhuraşkanı'nı henüz seçemedi. Türkiye'yi aylardır bir bunalımın eşiğinde tutan Cumhurbaşkanlığı seçiminin neden ve nasıl bu hale geldiği tüm milletimiz tarafından takip ediliyor. Bu sürecin faturasını Ak Parti'ye kesmeye çalışanlar var. Ak Parti'nin uzlaşmaktan uzak politikalar takip ettiğini ve Türkiye'yi u gerginliğe mahkum ettiğini söyleyenler aslında bu acı faturanın tek sahipleridir. Yaşadığımız  son üç aylık sürecin neresinden bakarsanız bakın, kirli siyaseti alışkanlık haline getirenlerin sabote ettiği bir Cumhurbaşkanlığı  seçimi göreceksiniz. Seçimden önce Ak Parti'ye düşmandı, şimdi, herkese düşman.

Evet, bu kirli siyasetin baş aktörü CHP'dir. CHP Genel Başkanı Sn. Deniz Baykal ve artık onun militanları olarak nitelendirebileceğimiz CHP üst yönetiminin düştüğü durum artık CHP'nin tabanını da rahatsız etmektedir. Laik sistemin ateşli savunucuları rolünü oynamaya çalışıyorlar ancak Türkiye'nin laik yapısını da tartışılır hale getiriyorlar. Cumhuriyetin tek sahibi olduklarını iddia ediyorlar ancak Cumhuriyet'in ne demek olduğundan haberleri yokmuş gibi davranmaktan kaçınmıyorlar. Ve en önemlisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu, Başkomutan Atatürk'ün bu ülkeye, bu millete emanet olan yüce mirasının üzerine halel düşürecek politikalar izleyerek en büyük yanlışı yapıyorlar.

CHP'ye göre Sn. Abdullah Gül'ün Cumhuraşkanı olması durumunda meydana gelebilecek sıkıntılardan (!) sorumlu olmamak için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girmiyorlar. Geçtiğimiz günlerde canlı yayınlarda izledik. DSP'yi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de gerçekleştirildiği oturuma katıldığı için ihanetle suçluyorlar. Oysa ki DSP Yüce Atatürk'ün kurmuş olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girerek görevini yapmış, ve seçimde de partilerinin göstermiş olduğu Cumhuraşkanı adayına oy vererek demokrasiyi ne kadar içine sindirdiğini göstermiştir.

Yine aynı CHP yönetimi MHP’yi Sn. Abdullah Gül'ün önünü açmakla suçluyor. Daha da doğrusu önünü açmakla değil Ak Parti'nin uzlaşma arayışlarına girmemesinin sorumlusu olarak gösteriyor. Milliyetçi Hareket Partisi çok önemli bir demokratik olgunluğun ev sahibi olmuştur. Kaldı ki, Ak Parti toplumsal bir parti olduğunun bilinci ile hareket ederek bir uzlaşma zemininin tüm gereklerini yerine getirmiştir.

22 Temmuz seçimlerinin sonucu en büyük uzlaşmanının net bir şekilde tezahürüdür. Yüce Türk milleti Ak Parti üzerinde uzlaşarak kimin doğru olduğunu teyid etmiş ve durmak yok yola devam mesajı vermiştir. Ne acı ki, her zaman millete rağmen siyasetin tek adresi olan CHP hala daha 'Durun, yapamazsınız, bizimle uzlaşmadınız, bizim dediğimiz olmazsa olmaz' ülkenin önünü kesmeye devam ediyor.

Arkasına sığındıkları 'Laiklik elden gidiyor, Cumhuriyetin kazanımları tehlikede, rejim tehlikede' palavralarına da artık sadece kendileri ve peşlerinden sürükledikleri katı ve kökten laikciler inanıyor.

Bu ülkede Ak Parti'nin 5 yılda gerçekleştirdikleri ortada. Ak Parti'nin ne rejimle ne laiklikle ne Cumhuriyetle ilgili bir kaygısı ya da kavgası var.

CHP'nin en büyük kavgası Ak Parti ile. Ak Parti, CHP'nin kendi ezilmişliğinin üzerine inşa ettiği bu kavganın tarafı olmamaya özen gösterse de bazı noktalarda karşı karşıya gelmek kaçınılmaz oluyor. Eğer CHP yönetimi kendisine karşı olan her kişi ya da kurumun rejime, Cumhuriyete ya da laik sisteme karşı olduğunu iddia ediyorsa ki ihtimaldir, o zaman kendi derdine yansın.

CHP artık bir kavgalar partisi haline gelmiştir. Genel Başkan Sn. Deniz Baykal'ın Yüce Atatürk'ün partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'ni getirdiği son durum budur. CHP, gerilimlerin tam merkezinde, icraat ya da hizmet değil kavga ve problem üreten bir parti haline getirilmiştir.

CHP'de kime sorsanız, 'Biz doğru bildiğimizi savunuyoruz, Cumhuriyeti, rejimi ve laik sistemi savunuyoruz, hatta bu değerleri savunan artık bir tek biz kaldık' gibi mantıktan uzak, izah dışı ve komik açıklamalar yapıyor. Atalarımız ne demiş?

Evet, takke düştü, kel göründü. Oturdukları daha doğrusu işgal ettikleri koltukları savunmaktan öte bir dertleri yok. Etki tepkiyi doğurur. Insanın sabır sanırlarını zorlayan, hatta daha da uç noktalara taşıyan hareketleri yapacaksınız. Karşınızdaki insanlardan anlayış, hoşgörü ve uzlaşma bekleyeceksiniz. Beyler, buraya kadar. Türkiye özü de sözü de bir, açık sözlü, dürüst siyasetciyi tanıdı. Halkını kandırmak değil yanlış anlaşılmak, oy kaybetmek pahasına, siyasi gelecek kaygılarından uzak yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir lideri tanıdı. Ve ona ne kadar güveniğini güçlü bir şekilde ortaya koydu. Aksini iddia eden ise, bu saatten sonra ancak kendisini kandırır. Iyi bir hafta dileğiyle.