Çanakkale

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 21/03/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

18 Mart 1915 Çanakkale zaferinin 90. yıl dönümü büyük bir coşkuyla kutlandı. Yaşlı, genç, kadın, çocuk bütün Türk milletinin ülkenin bağrından düşmanı söküp attığı günlerde İngilizler gözünü önce Çanakkale’ye ve ardından İstanbul Boğazı’na dikerek on binlerce Avustralya’lı genci Çanakkale’ye sevketti. İngiliz ve Fransız’lar bu sömürge devletin askerleri ile Çanakkale’yi geçerek İstanbul Boğazı üzerinden müttefikleri Rusya’ya ulaşmayı hedefliyordu. Ancak hiç birisinin aklına Çanakkale’nin geçilemeyeceği gelmiyordu. Bu topraklar onbinlerce Anzak (Australian-New Zeland Army Corps. / Avustralya-Yeni Zelenda Ordu Birlikleri) askerine mezar oldu. Tarihin en kanlı savaşlarından biri bu topraklarda yaşandı. Ancak yüreği iman dolu Türk insanı 18 Mart 1915’te bir destana imza atıyor ve düşmanı denize gömüyordu. İşte o gün canıyla kanıyla düşman askerlerini bu ülkeden kovan Türk insanının torunları büyük kafileler halinde 18 Mart 1915 Çanakkale zaferinin 90. yıl dönümü için Çanakkale’ye akın etti. O büyük zafere imza atan Türklerin torunları bugün o kanlı savaşların yaşandığı zafere imza atan dedelerinin ruhlarını okudukları dualarla şad ettiler.

Tarihe açılan yol

Her zaman savunduğum bir konu böyle günlerde yüzeysel şenliklerle kutlamalar yapılması bana göre göz boyamaktan başka bir şeye yaramıyor. Biz geçmişi ile çok büyük bir milletiz. Bizim milletimizin büyüklüğü tarihimizin büyüklüğünden kaynaklanıyor. Ancak nedeni belirsizliğini hala korur, tarihimizden kaçıyoruz. Çeşit çeşit gelecek senaryoları gündemden eksik olmuyor. AB üyeliği bir rüya haline gelmiş. Kime selam verseniz dış borçlardan, dışa bağımlılıktan dem vuruyor. Ama şanlı geçmişimiz küçük küçük ders kitaplarının arasına sıkışıp kalmış durumda. İlkokuldan başlayarak çocuklarımıza tarihler ezberletiyoruz. İsimler ezberletiyoruz. Ancak bu ezberler başarılı olunan her sınavla birlikte yavaş yavaş unutulmaya başlanıyor. Ve maalesef ancak bir zafer yıldönümünde somut hareketlilik başlıyor. Bayraklar asılıyor. Törenler yapılıyor. Tabii ki yapılacak. Ancak gençlerimize tarihimizi iyi anlatamıyor. Gençlerimiz tarihini bilmiyor. Öğrenemiyor. Tanıyamıyor. Bu 18 Mart’ta en sevindirici gelişme başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere İstanbul’da ki bir çok ilçe belediyesinin düzenlediği organizasyonlar ile gençlerimizi tarihin ta kendisine götürmesi. Ak Parti il ve ilçe teşkilatları da bu hareketliliğe katıldı. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi onlarca otobüsle ilkokul çağındaki yüzlerce çocuğumuzu Çanakkale’ye taşıdı. Çocuklarımız orada hem tarihlerini dinlediler. Hem de inanıyorum ki o küçücük ve tertemiz yüreklerinde bir çok duyguyu hissettiler. İşte bu çocuklarımız, okullarına ve evlerine döndüklerinde tarihlerine karşı daha derin bir merak içinde olacaklar. Okumak isteyecekler. Öğrenmek isteyecekler. Okudukca öğrenecek, öğrendikce sahiplenecekler.

Yeni nesile sahip çıkalım

Bugün Çanakkale Zaferi’nin 90. yıldönümü. Çanakkale Zaferi nasıl edinildi? Çanakkale Zaferi’nin arkasında büyük bir kayıp yatıyor. Biz millet olarak o savaşta kendisini yetiştirmiş, eğitimli ve meslek sahibi binlerce gencimizi kaybettik. Doktorlarımız, mühendislerimiz, politikacılarımız, öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, tarihcilerimiz bu savaşta şehit düştü. Bu konuda yüreğimi sızlatan bir önemli konu ise Asbaşkanı olduğum Vefaspor klübünün yetişmiş ve kendi dallarında başarılı olmuş bir çok sporcusu yine bu savaşlarda şehit olmuştur. Düşman kurşunları yağmur gibi yağarken Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek binlerce gencimiz şehadet şerbetini içti. Türkiye’nin yakın tarihi ile geleceği arasındaki en büyük kayıp budur. Büyük bir zafer kazanılırken pırıl pırıl gençler, yetişmiş bir nesil ve bir gelecek kaybedildi. Bugün her tarafından çekiştirilen, sağlıksız ve eksik tanımlanan eğitim sisteminin sebebi budur. İyi çalışmadığından, hantallığından, son günlerde özellikle “PARDON” filmi ile sık sık eleştirilen hukuk sistemimizin tıkanıklığının arkasındaki gerçek budur. İşte bu açıkları kapatmak için bugünden tezi yok tarihimizi okul kitaplarına mahkum olmaktan kurtarmalıyız. Ivır zıvır filmler çekmek yerine tarihimizi konu alan filmler çekmeliyiz. Ezberci eğitim anlayışını bırakarak öğretici ve eğitici eğitime yönelmeliyiz. Ezberle, başar değil öğren, sahip çık tarzında bir bütünlük içinde ele alınmalı tarihimiz. Bugünlere kolay gelinmedi. Yeni nesile hep birlikte sahip çıkmalıyız. İşe kendi çocuklarımızdan başlayacağız. Sorumluluk sahibi, tarihini iyi bilen, yasalarla değil kültürüyle yaşamını idare eden bir nesil yetiştirmeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1934 yılında bu topraklarda bize karşı savaşan yabancı askerler için yaptığı konuşma’da “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçikle koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuştur.” Diyerek nasıl bir tarihe ve ataya sahip olduğumuzu tüm dünyaya göstermiştir. Bize düşen ise bu tarihe yakışan bir nesil yetiştirmemiz olacaktır. Ve yine “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” sözü ile hepimizi kastetmiştir. Bir çocuğun ilk öğretmeni ebeveynidir. Varmısınız bir eğitim seferberliğine. Evlerimizin içinde. Var mısınız yeni nesilin öğretmenleri olmaya? Ben varım. İnanıyorum ki, sizlerde varsınız. Savaşların, ölümlerin ve kayıp nesillerin değil eğitimin, bilginin, sevgi ve barışın hakim olduğu bir dünya dileğiyle.