Düğünden Hüzüne...

![]() |
|
Bu yazı Barış
Boyacı'nın 26/09/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden
alınmıştır.
|
![]() |
Katıldığı bir yarışma programında kaynanalar kaynanası
(!) olarak ülkenin gündemine oturan Semra Hanım ve oğlu
Ata'nın acı sonu haftaya damgasını vurdu. Bizler
gariplikler ülkesinin vatandaşıyız diye söylemişimdir
her zaman. Ortaya çıkmaları, varoluş biçimleri ve kısa
sürede gözler önüne serilen hayat hikayeleri kadar
sonlarıda garip oldu. Tüm bu yaşananlar belki onların
kendi içlerinde yaşamaları gereken ve kendilerine özel
olan bir yaşam biçimi idi. Kimileri Semra Hanım'ı kötü
buldu, nefret etti ve yaşanan tüm olayların faturasını
ona kesti. Kimilerine göre Ata bir şöhret budalası idi
ve su testisi su yolunda kırıldı. Kimilerine göre
programı yapanlar suçluydu. Medya canavarlaşmıştı ve
sürekli kendisine kurban arıyordu. Ancak herkesin
sorgulamayı unuttuğu ve bence en önemlisi toplum olarak
nerede olduğumuz ve nereye doğru gittiğimizdir?
Reality Show devam ediyor
Reality show'ların topluma bir yarar sağlamayacağı ve
hatta içe dönük toplum modelleri için çok zararlı
olacağı her zaman ifade edildi. Ki demokratikleşme ve
dışa açılım konusunda yaşadığımız bu sancılı süreç
içerisinde toplum olarak bizi yaralayan en büyük
etkenlerin başında da görsel ve yazılı medyayı esir alan
reality showlar gelmektedir. Aslına bakarsanız görsel ve
yazılı basın varolduğu toplumun bir aynasıdır. Yani
Vurun Medyaya kampanyasının başladığı bu son dönemlerde
toplum olarak kendimizi sorgulamamız büyük önem
arzediyor. Reality show programlarının hemen hemen hepsi
yayınlandığı zaman dilimleri içerisinde en yüksek
raiting lere ulaştılar. Talebin yüksek olduğu bir
sektörde arz muhakkak ki hemen oluşacaktır. Hatta yüksek
talep oluşan bir üründe arz fazlalığının oluşması da
doğaldır. Bu tarz programların ülkemizde ilk
yayınlandığı günler aslında bu sancılı sürecin habercisi
gibiydi. Yapımcılar kamuoyunda oluşan ilk tepkileri
kendileri için bir hedef haline getirdiler. Toplumun
alışık olmadığı bu seyir tarzını ilgi çekecek ve
süreklilik sağlayacak senaryolar ile süsleyerek toplumu
içinden çıkılmaz bir psikoz'un içine sürüklediler. Gün
içinde ekranlarda dönen fragmanlarda ise "Hayatın ta
kendisi, Hayatın içinden, Onlar bizim aramızdan" gibi
ifadeler kullanarak aslında bir nevi herkesin birbirini
izlediğini sandığı bir hava oluşturdular. İşte son
yaşadığımız olaylar yaşanan bu sürecin açık ve net bir
sonucudur. Fatih camisine toplanan binlerce insanın bu
senaryo kahramanlarını ve hatta onların acılarını
görüntülemek, cep telefonuna kaydetmek, içindeki merakı
bastırmak gibi duygularla birbirlerini ezmesi toplum
olarak nasıl bir noktaya taşındığımızı gösteriyor.
Aslında birbiri ile çatışması muhtemel sıradan yaşam
hikayelerinin makyajlanarak, yönlendirilerek ve
değiştirilerek satışa sunulduğu bu serüvenin hüzünle
dolu sonu bile sahte oldu. Ata'nın ekranlarda başlayan
aşk hikayeleri bir otel odasında son bulurken, şimdi
"Oğlum şehit oldu" cümlesinin tartışmaları başladı.
Şimdi yaşadıkları ile kuşku uyandıran, yaşadıkları ile
kızdıran ve yaşattıkları ile düşündüren bir insanın
cenazesine neden Türk bayrağı sarıldığının tartışmaları
başladı. Yine ders almadık. Yine anlayamadık. Ve yine
hata yaptık. Bizler toplum olarak şehit olmanın ne demek
olduğunu çok iyi biliriz. Ve bugüne kadar çeşitli
zamanlarda çeşitli kişiler için şehit yakıştırması
yapıldı. Tüm bunlar olurken hiçbir zaman bir kamuoyu
oluşmadı. Ancak "Oğlum şehit oldu" diye bas bas bağıran
Semra hanım olunca ve "Şehit" olarak nitelenen Ata
olunca kıyamet koptu. Şimdi toplumun her kesimi bu
konuyu tartışıyor. Bununla ilgili haberler
istatistiklere baktığınız zaman ulusal bir çok tv
kanalında ortalama 20 şer dakika yayınlandı. Yine
internet arama motoru google'a girin ve Semra hanım ya
da Ata yazarak bir arama yaptırın. Çeşitli değişiklikler
ile yapılan aramalarda arama başına bulunan ortalama
sonuç 14.000 olarak listeleniyor. Bu sonuçların tümünün
konuyla ilişkin olmadığı bir gerçek. Ancak bu sonuçlar
yaşamımızın ve kullanmakta olduğumuz yaşam alanlarının
ne kadar kirlendiği ve bu kirliliğin toplumunu ne hale
getirdiğinin ifadesidir.
İğne ve çuvaldız
Bugün 30 kişinin toplanması ile kılanan bir çok şehit
cenazesi var. Bugün ardında bıraktığı hanımı ve
çocukları açlık ve sefalet içinde yaşayan bir çok
şehidimiz var. Bugün arkasında bir fatiha okumayı
beceremediğimiz nice şehitlerimiz var. Bugün vatan
toprağını korurken kolunu, bacağını kaybetmiş ve
aklımızın ucuna gelmeyen, ilgilenilmeyen ve yaşamın
içinde yer bulamayan binlerce gazimiz var. İşte tüm
bunlar dururken bizler hala Canerlerin, Sinemlerin,
ağlayan Semraların resimlerini cep telefonlarımıza
kaydetme peşinde koşuyorsak bırakın varsın onlarda
oğullarına şehit desinler, tabuta da bayrak sarsınlar.
Eğer hala daha ekran ekran kavga eden, bardak fırlatılan
programların peşinde geziyorsak varsın yeni yeni reality
showlar yayınlasınlar, yeni kahramanlar bulsunlar.
Çuvaldızı batıracak yer çok dostlar, gelin bugün
iğneleri elimize alalım, ne dersiniz?