AAA! Gelen Gideni Aratmıyormuş!

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 07/02/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

ABD Başkanlığına yeniden seçilen George W. Bush A.B.D Kongresi’nde yaptığı konuşmada İran halkına çağrıda bulundu. İnsanın tahammül sınırlarını zorlayan bu çağrıda Bush “Eyy İran halkı, eğer bir gün olurda özgür takılmak isterseniz beni arayın gelip sizi özgürlüğünüze kavuşturayım” anlamına gelen bir takım sözler sarfediyor. A.B.D Başkanı’nın dünyayı kurtarmak adına yaptığı tüm bu çılgınlıkların sonu gelmeyecek gibi görünüyor. Fakir Filistin halkının özgürlüğünü umursamayan ve İsrail’in bu ülkede yıllardır uyguladığı zulümü bıyıkaltı tebessümlerle izleyen Başkan Bush, İran halkının özgürlüğüne neden bu kadar duyarlı acaba? Irak halkını dinmek bilmez acılara sürükleyen, koca bir coğrafyayı roketlerin, ağır silahların havada uçuştuğu bir kaosa sürükleyen A.B.D, Irak’ta yok ettiği binlerce masum canın bedelini nasıl ödeyecek? Ortadoğu’yu büyük bir bunalımın eşiğine taşıyan A.B.D’nin tüm Dünya’nın dilinde dolaşan komplo teorilerini aratmayacak bir politika izlemesi ülkemizin de hassasiyetlerini zorluyor.

Devlet Adamı Olmak

Türkiye yıllardır A.B.D ile müttefik politikalar izliyor. İş başına gelen siyasetçilerimizin hemen hemen hepsi müttefikimiz ile ilişkilerine özen gösteriyor. Gelişen Dünya ve küreselleşme ile bir çok şey değişiyor. Ancak Sn. Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde ülkemizin en önemli makamı tarihinin en kötü günlerini yaşamıştı. A.B.D Başkanı Bill Clinton yaptığı görüşme esnasında çekilen ve medyanın günlerce baş köşelerini süsleyen bir fotoğraf ise bir ibret vesikası gibi tarihteki yerini almıştı. A.B.D Başkanı son derece rahat ve hesap soran bir tavırla dururken dönemin Başbakanı Sn. Bülent Ecevit ceketinin düğmelerini iliklemiş ve ellerini birbirine bağlamış bir vaziyette suçlu bir çocuk edasıyla A.B.D Başkanı Bill Clinton’un önünde ayakta duruyordu. O günlerde A.B.D bir müttefikimiz değil de patronumuz gibiydi. İşte koca bir ülkenin en önemli makamını böyle fotograflara mahkum eden kişiler ve kurumların varlığı daha hafızalarımızdaki tazeliğini korurken bu ülkenin kaderini Sn. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi değiştirdi.

Sn. Başbakanımız popülist politikalardan kesinlikle uzak duruyor. Tüm çabası kendisi ve partisi için değil ülkesi ve milleti için. Altı boş, geleceği olmayan, eğreti söylemler kesinlikle kullanmıyor. İç politikada devletin nasıl temsil edileceğini dosta düşmana göstermiştir. Halkı ile olan diyalogunu asla koparmamaktadır. Ve tüm bunları bir istismarın peşinde değil asli görevi sayarak, içtenlikle yapmaktadır. Sn. Başbakanımızın sergilediği bu tutum devleti halkı ile barıştırmaktadır. Hükümetin bir bir yapmak istediği bir çok atılıma hala daha kendi çıkarları için direnen bir takım çevreler incik boncuk eleştirilerine devam etseler de halkımız güçlü iradesi ile her şeyin cevabını vermiştir. Hükümetimizin gerçekleştirdiği icraatlar yavaş yavaş olumlu etkilerini vermektedir. Ve de önümüzdeki sene içerisinde tüm halkımızı çepeçevre saracağına inanıyoruz.

Ülke dışında kendisini bir devlet adamı olarak herkese kabullendiren Sn. Başbakanımız dünya siyasetinin de parlayan yıldızı olmuştur. Kişiliği, karakteri, bakışları, jest ve mimikleri, hitabeti ile bir siyasetcide olması gereken tüm özellikleri fazlası ile barındıran Başbakanımız ülkemizin imajını üst düzeye taşımıştır. İsviçre’nin Davos kentinde yapılan zirveye katılan Başbakan Erdoğan çok sayıda siyasetçi ve iş adamının randevu talebini yoğunluğu ve çeşitli sebepler ile geri çevirdi. Sadece 15 işadamının randevu alabildiği Sn. Başbakan, Norveç Başbakanı Magne, İsrail Başbakan Yardımcısı Şalom ve İran Dışişleri Bakanı Harrazi’nin randevu taleplerini “zamanı olmadığı” için kabul etmedi. Tüm bu hareket ülkemizin dış politikasına ait konjönktörel taktik ve stratejilerin bir gereğidir. Bizim millet olarak, randevu talepleri reddedilen, dış ülkelerde kapı kapı randevu için dolaşan liderlerimiz oldu. Bizi temsil edemeyen liderleri hep birlikte gördük. Dolayısıyla Sn. Başbakanımızın bugün dış politikada sergilediği tutum ve tavırlar milletimizin göğsünü kabartmaktadır. Biz yönetilen değil yöneten bir milletin torunlarıyız. Bugüne kadar ülkemizin dışarıdaki imajını yerle bir eden ve temsil edilememesinin müsebbipleri ise şimdi Sn. Başbakanımızı iç geçirerek izliyordur herhalde.

Yönetilen değil yöneten ülke,

Sn. Başbakanımız geçtiğimiz hafta içerisinde çok önemli açıklamalarda bulundu. Irak’ta koalisyon güçlerinin ülke içi gelişmelere karşı izlediği tutumu sert bir dille eleştiren Başbakanımız sineye çeken, kabullenen taraf olmayacağımızı açık bir şekilde ifade etmiştir. Irak’ta yaşanan seçim sürecinin adeta bir gösteriye dönüşmesini diplomatik bir uslüp ile eleştiren Başbakanımız, “Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyarak, demokrasiyi tesis etmesinden ve ülke yönetiminde Irak halkının en adil ve katılımcı temsilinden yana olduğumuzu” belirterek, komşu coğrafyada kalıcı bir karışıklığın oluşmasına asla müsaade edilmeyeceğini net bir şekilde ifade etti. Ülkemiz, coğrafyasında yönetilen değil yöneten bir ülke, lider bir ülke olmalıdır. Bu da akıllı, tutarlı, dirayetli bir dış politika gerektirir. Hükümetimiz en iyisini yapmaktadır. Atasözü der ki “Gelen gideni aratır”. Atalarımızın elbet bir bildiği vardır. Ancak bu ülkede bir şeylerin değiştiğini ve geliştiğini biz biliyoruz. E, arada bir de gelen gideni aratmasın. Özlenen mutluluğu hep birlikte yaşayalım. Eski resimleri unutup, bu güzel tabloların tadını çıkaralım. Haftaya görüşmek üzere.