Peki, Ya Hastanelerde Yıkılırsa Ne Olacak?

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 03/01/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

2004’e veda etmeye hazırlandığımız günlerde Güney Asya’dan gelen haberler tüm dünya insanını derin bir hüzne boğdu. Tarihe baktığımızda 4. büyük felaket olarak kayıtlara geçen bu depremde yazıyı yazdığımız dakikalara kadar ölü sayısı 180 binlere ulaşmıştı. Bir çok insanın yeni yılı karşılamak için gittiği muhteşem sahiller adeta birer can pazarına dönüştü. İnsanların küçük kıyamet olarak nitelediği bu deprem tüm toplumların yaşama bakış biçimini değiştirecek ve yıllar boyu hafızalardan silinmeyecektir. Yaşanan bunca acı ve ibret vesikası olayın üzerinden henüz sayılı günler geçti ki dünya bir büyük tezata daha ev sahipliği yaptı. Ölenle ölmeyenler, yeni yılı bol içkili, müzikli, danslı ve birbirinden pahalı havai fişekli çılgın kutlamalar ile karşıladı. Bir tarafta dinmeyen, kurumayan gözyaşları, bir cenaze namazından mahrum toplu mezar mahkumları, kaybolan insanlar ve diğer tarafta her türlü rezilliğin yaşandığı çılgın eğlence partileri.

Anlayanlar ve Anlamayanlar

Yaşanan yıkımın maddi faturası milyarlarca dolarla ifade ediliyor ancak dünya ülkelerinin taahhüt ettiği yardım miktarı 250 milyon dolarda kaldı. Deprem 16 ülkeyi vurdu ve bu ülkelerin tümünde içme suyu ve gıda maddesi sıkıntısı had safhada. Ancak ulaşım sorunu daha aşılamadı. Ortada kalan cesetler ve içme suyu sıkıntısı yüzünden yaşanacak ölümlerin yüzbinleri bulabileceği konuşuluyor. Dünya haritasının ve mevsimlerin değiştiğinden söz ediliyor. İşte bu durum şu gerçeği ortaya çıkarıyor. Sınırların tartışıldığı, kanlı savaşların yaşandığı, gözünü hırs bürümüş yöneticilerin hükmündeki yaşlı dünya tüm insanlığa bir mesaj gönderiyordu. Ancak bu mesajın yerine ulaşıp ulaşmadığı ilerleyen günlerde ortaya çıkacaktı. Ve maalesef dünya yine ikiye bölündü. Bu sefer Anlayanlar ve anlamayanlar olarak.  

Bizde ki Durum

Türkiye deprem kuşağı üzerinde bulunan bir ülke. Yakın tarihimizde hepimiz büyük acılar yaşadık. 17 Ağustos depreminin yaraları hala kanıyor. İşte bizim ülkemiz de anlayanlar ve anlamayanlar olarak ikiye bölünmüş durumda. Yaşanan depremin hemen akabinde binlerce ölümün ardından değerli eşya avcıları ortaya çıkmıştı. Yıkıntı ve enkazların üzerinde yükselen çığlıklara aldırmadan üç beş kuruşun peşine düşenlerde bizim insanlarımızdı. Binlerce insan evsiz barksız sokaklarda kalırken depremin ardından kurulan prefabrik konutlar bazı insanlar için ticaret sektörü haline gelmişti. Acıyı ve dramı sektör haline getirenlerde bizim insanlarımızda. Bunların içinde siyasetci, emlakcı, müteahhit vs. gibi çeşitli meslek gruplarından insanlar vardı. Bir de eksik malzeme ile koca koca bina diken müteahhitlerimiz vardı bizim. Dünyalık üç kuruş için yüzlerce ölümün altına imza atan müteahhitler vardı. Nasıl bir tezattır ki, bu müteahhitler yıllarca istihdam sağladığı için, yüzlerce aileye ekmek kapısı olduğu için övünüp durmuştu. İşte bu müteahhitlerde bizim insanımızdı. Ve tüm bu insanlar bizim içimizdeki anlamayanlar olarak ayrılıyordu.

Bir de anlayanlar vardı tabii. Depremin şokunu atlattıktan sonra kendi derdini unutup komşusunun yardımına koşan insanlarımız vardı. Arabasına gıda, su ve ilaç doldurup deprem bölgesine yollanan insanlarımız vardı. Ailesini geride bırakıp deprem bölgesine koşan doktorlarımız vardı. Eline bir kürek alıp enkaz kaldırmaya, can kurtarmaya koşan insanlarımız vardı. Daha enkaz altından kurtarılmasının üzerinden 3 – 5 saat geçmesine rağmen yardım çalışmalarına katılan insanlarımız vardı.

Ya Şimdi Ne Olacak?

17 Ağustos Marmara Depremi’nin üzerinden yaklaşık 5,5 yıl geçti. Ve bunca zaman içerisinde deprem gündemden hiç düşmedi. Ancak yine depremi konuşanlar da anlayanlar ve anlamayanlar olarak ikiye ayrılmıştı. Bir kısım var ki, depremin her anını, saniyesini, karesini ranta çevirebilmek için uğraşmakta. İnsanların korkularını ve endişelerini paraya çevirmekte usta oldular. Bir firma depremden korunmak için bir ürün geliştiriyor. Ve maalesef üç beş tane söz sahibine para vererek depremi bir numaralı gündem maddesi haline getiriyor. Deprem çığırtkanları yazılı ve görsel medyada ‘felaket tellalı’ olarak boy gösteriyor. Geliyor, kırıldı, kırılacak, patladı, patlayacak diye yazılan köşe yazılarının bulunduğu sayfanın alt köşesinde ürünün reklamını görüyorsunuz. Felaket habercileri çıktığı programda bir bir senaryolar anlatırken program arasında reklam kuşaklarında deprem ürünlerinin reklamı yapılıyor. Bu ülke ne zaman parası olanın her türlü haklara (yaşam hakkı’da dahil) sahip olduğu, parası olmayanın ise defnedilecek mezar yeri bulamadığı bir ülke olmaktan kurtulacak?

Olası bir deprem halinde hastanelerimiz yeterli olmayabilir. Allah korusun hastanelerimiz de yıkılabilir. İşte bu noktada bir çalışmam var sizlerle paylaşmak istediğim. Gündemimizde olan bu proje ile araç parkurunu yenileyen İETT’nin elindeki kullanılabilir durumdaki fazla otobüsleri sponsor şirketler vasıtası ile yenileyip gerekli teçhizatlar ile donatarak gezici sağlık merkezleri haline getirmeyi hedefliyoruz. Bu araçlar normal zamanlarda şehrin her tarafında konuşlandıralacak ve vatandaşların sağlık sorunlarına çözüm arayacaktır. Sembolik ücretlerle vatandaşlarımız bu otobüslerde muayene yaptırabilecekler ve tedavi olabilecekler. Allah yaşatmasın ama yine olası bir deprem durumunda bu otobüslerin ne kadar büyük bir yükü sırtlayacağını ve önemini zaten anlatmama gerek yok sanırım. Bu projenin tüm maliyeti sponsor holdingler vasıtası ile karşılanacaktır. Merkezlerde görevlendirilecek personel üniversitelerde ki pratisyen ve stajyerlerden ve gönüllü doktorlar’dan oluşacaktır. İlaç üretici firmalar ve ecza depolarında miadı dolmaya yakın ilaçlar imha edilmeden alınarak geçerli süre içerisinde halka ücretsiz ulaştırılacaktır. Her tarafı fayda dolu ve yüzde yüz halka yönelik bu proje ile ilgili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Kadir Topbaş ve İETT Genel Müdür Sn. Muammer Kantarcı ile görüşmelerimiz devam ediyor. Onlarında sıcak yaklaşımları ve projemize olan destekleri ile bu merkezleri bir bir oluşturmak öncelikli hedeflerimiz arasındadır. Yeni yılınızı tebrik ediyor, afetlerden uzak sağlık, mutluluk ve bereket dolu bir yıl geçirmenizi diliyorum.