KARARSIZ BİREYLERDEN
KARARLI TOPLUMA
DÖNÜŞÜYORUZ

![]() |
|
Bu yazı Barış
Boyacı'nın 21/08/2006 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden
alınmıştır.
|
![]() |
Sivil toplum kuruluşu denildiği zaman bu ülkede akla hiçbir şey gelmiyordu. Sivil toplum örgütü olarak en belirgin kuruluşlar köy ve hemşeri dernekleri olarak örgütlenmiş ve aynı memleketten olan insanların oyun oynayıp, çay kahve içtiği yerlerden ibaretti. Oysa ki günümüz yaşam tarzının içerisinde çok önemli yer tutan sivil toplum örgütleri gelişmiş ülkelerde gündemi belirleyen, siyaseti belirleyen, politikayı belirleyen ve kalkınmışlığın itici gücü olan kuruluşlardır. Ve modern şehir yaşamında denetim işlevini en belirgin olarak hayata geçirebilecek örgütlerdir.
STK’ların dünü ve bugünü
“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” diye çok meşhur bir atasözümüz var. Osmanlı döneminden beri süregelen toplumsal yaşamımızı incelediğiniz zaman aslında sivil toplum kuruluşlarının varlığının hep olduğunu görürsünüz. Ancak Osmanlı döneminde imparatorluğun devlet yapılanması gerçekten mükemmel olduğu için sivil toplum örgütü ihtiyacı yoktu. Devlet sınırlarının içerisindeki en ufak ayrıntıyı bile düşünerek vatandaşlarının yaşam biçimini mükemmel bir hale getiriyordu. Kış şartlarında doğada yaşayan kurtların aç kalarak köylere ve şehirlere saldırmasının önüne geçmek için dağlara arabalarla etler taşınır ve hem doğal yaşamın korunması hem de insanlarının yaşamının korunması sağlanırdı. Ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kurmuş olduğu Vakıf sistemi tüm Dünya’ya örnek olan ve sosyal hayatı kanunlara, yasaklara, müeyyidelere gerek kalmaksızın yaşanabilir hale getiren bir sistem olarak tarihe geçmiştir. Günümüzde bile izini ve örneklerini gördüğümüz bu sistemin ardında kalan miras bile bugün tüm zenginliği ve ihtişamı ile ayakta durmaktadır. Vakıf Guraba Hastanesi, Galata Köprüsü, Valide Sultan Camisi gibi saymakla bitmeyecek eserler bu mirasın örneklerindendir. Günümüzde ise sivil toplum örgütleri bu boşluğu doldurabilecek tek kurumdur. Özellikle insan hak ve hürriyetlerinin tesisinde sivil toplum örgütlerinin rolü ve öneminin iyi kavranması gerekmektedir. Keza son dönemde özellikle Ak Parti iktidarı ile birlikte gelişen Avrupa Birliği uyum sürecinde Türkiye’de sivil toplum hareketlerinin önü açılmıştır. Derneklerin kuruluşları, örgütlenmeleri, işlevsel yapıları ile ilgili düzenlemeler yapılmış ve özellikle bu noktada sorun olan mevzuat düzeltilmiştir. Yine Ak Parti’nin kendi bünyesinde kurmuş olduğu Sivil Toplum Komisyonları bulunduğu her il ve ilçede bu işi özümsemiş insanlardan oluşturularak il ve ilçelerdeki sivil toplum örgütlerinin desteklenmesi sağlanmıştır. Hayatımın her döneminde sivil toplum kuruluşları ile iç içe olmuş bir insan olarak bu gelişmelerden dolayı ayrı bir sevinci yaşıyorum. Türkiye Ortopedik Özürlüler Fedarasyonu Genel Danışmanlığı, İstanbul Muhtarlar Derneği Danışmanlığı, BÖHAK (Böbrek Hastaları Haklarını Koruma Derneği) Genel Başkan Yardımcılığı, Vefaspor Asbaşkanlığı ve daha bir çok sivil toplum kuruluşu ile çalışmalarımız halen daha sürmektedir. Ben bu kuruluşlarda vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi, insanlarımızın yaşam standartlarının daha üst seviyelere çekilmesi gibi konularda ne kadar önemli adımların atıldığını görüyorum. Yine bu kurumlarda görev yapan arkadaşlarımızın fedakar ve cansiperane çalışmalarını görerek yapmam gerekenlerden daha fazlasını hedefliyor daha fazlası için çalışıyorum. İnsanların tek başlarına iken kaybettikleri enerji, güç, azim, umut, güven gibi yaşam kaynaklarını bu sivil toplum örgütlerinde yeniden nasıl yakaladıklarına şahit oluyorum. İnsanlarımız bir arada hareket edebilme yeteneğinin gelişmesine de büyük katkılar sağlayan sivil toplum örgütleri her meslek alanında, her yaşam alanında kurulmalı ve işlevsel hale getirilmelidir. En küçüğünden en büyüğüne bütün sivil toplum örgütleri desteklenmeli ve yaşatılmaladır. Eğitim, sağlık, spor, hukuk, ticaret gibi önemli yaşam alanlarında kurulacak sivil toplum örgütleri hem iç denetim noktasında, hem sunulacak olan hizmetlerin kalitesinin yükselmesinde önemli rol oynayacaktır.
STK’lar gelişmeli
Türkiye’de gittikce yozlaşmış olan siyaset çevrelerinin tasfiye olmasına yol açan da yine sivil toplum örgütleridir. Son dönemde siyaset kalitesinin artmasının önünü açan seçimlerin kahramanları da yine onlardır. Bireylerin kararsızlığını sivil toplum hareketlerinin önemli kararlarına dönüştüren bu anlayışın önümüzdeki dönemlerde daha da gelişmesi için çalışıyoruz. Daha da gelişeceğine inanıyoruz. Son olarak bilgi toplumu hedefine bizi götürecek en önemli itici gücün de sivil toplum örgütleri olduğunu vurgulayarak iyi bir hafta diliyorum.