Kararan Ekranlardan

Aydınlık Yarınlara

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 13/12/2004 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Evren hızla dönüyor. Ve bu hızlı döngü karşısında içinde barındırdığı her şeyi çabuk eskitiyor. Değişimi yakalayabilen toplumlar hızlı bir şekilde gelişiyor ve büyüyor. Bu değişime ayak uyduramayanlar ise çağın gerisinde kalıyor. Zaten dünya üzerinde toplumlarda üç başlık altında anılmaya başladı. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve geri kalmış ülkeler. Yakın bir gelecekte çoğalan nüfusla birlikte  sınırlar değişime zorlanacak. Bunu da tabii ki gelişmiş ülkeler belirleyecek. Bizim de bu değişimi yakalayıp bir an önce muasır medeniyetler seviyesine yükselmemiz ve yönetilen değil yöneten ülke konumuna gelmemiz gerekmektedir.

Bunun için yapmamız gereken şeyler aslında zor şeyler değil. Öncelikli olarak gelişigüzel davranışlardan vazgeçmemiz gerekiyor. Yöneticilerimizin rutin’den sıyrılması, yeniliğe, değişime ve gelişime açık olması gerekiyor. Genç cumhuriyetimizin tarihsel gelişimi içinde bir çok suçun niteliği kanunlarla belirlenmiş ve yine karşılığında ceza-i müeyyideler konmuştur. Yine toplum içinde otokontrol oluşturacak bir çok makam oluşturulmuş ve bunların etki alanları ve yetkileri kanunlarla belirlenmiştir. Ancak bugüne kadar ceza olgusunun hep caydırıcılık yönü ele alınmıştır. Oysa ki ceza olgusu eğitici bir yönde de geliştirilebilmektedir. Ülkemizde özel televizyon kanallarının yayın hayatına başlaması ile birlikte RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) kurulmuştur. TV kanallarının yayın akışlarını denetleme ve ceza-i yaptırımlar uygulama yetkileri RTÜK bünyesinde toplanmıştır. Şu an RTÜK televizyon kanallarındaki ceza-i müeyyide gerektiren durum oluştuğunda ya uyarı cezası veriyor ya da kapama cezası veriyor. Bu durum medya tarafından da rahatsızlıkla karşılanıyor. Ancak benim dikkat çekmek istediğim husus daha başka. Ben cezaları çok fazla maddi boyuta taşımaktan yana değilim. Çünki eğer siz bir suç karşılığı maddi ceza koyuyorsanız ve kişinin bu cezayı karşılayacak maddi gücü bunu rahatlıkla işleyebilir. Eğer bir televizyon suç unsuru oluşturacak bir yayın yapıyorsa bundan etkilenenler o yayını izleyen vatandaşlar oluyor. Peki, o televizyonun ekranını kararttığınız zaman bu cezadan etkilenen kimler oluyor? Eğer, o televizyonun yayın akışı içinde vatandaşların takip ettiği eğitici bir yayın akışı varsa vatandaş bundan mahrum kalıyor. Ekran karardığı zaman sadece o tv kanalını seyretme imkanı olan vatandaşlar televizyondan mahrum kalıyor. TV kanalı ise yayına ara verdiği süre içindeki reklam gelirlerinden mahrum kalarak bedel ödüyor. Ancak hemen ertesinde reklam kuşağını 2 katına çıkararak arayı kapatıyor ve normale dönüyor. Oysa ki ceza gerektiren bir olguya rastlandığında TV kanalına farklı cezalar verilebilir. TV kanalı belirlenen zaman aralığı içinde reklam yayınlamaz. Ve birçok kurumla işbirliği içine giderek eğitici yayınlara gidebilir. Trafik kurallarıyla ilgili uzmanların katılımı ile programlar hazırlanır. Sağlık ile ilgili eğitici çalışmalar yapılabilir. Tarih ile ilgili doyurucu bilgiler içeren yine uzmanların katılımı ile gençlerin tarih bilgileri geliştirilir. Uzmanlar tarihi imbik imbik süzerek tarihten dersler çıkartılmasını sağlayabilir. Yakın tarihe ışık tutacak yayınlara yer verilir. Genç nesil geçmişi ile buluşturulabilir. Televizyon kanalının özel programlar hazırlaması sağlanabilir. Televizyon kanalında basın yayın okuyan ve staj yapan, mesleğe hazırlanan öğrencilerin programlar yapması sağlanabilir. Genç beyinler fırsat bulamayarak heba oluyor. Bu gençlere bu işin duayenlerinin önderliğinde fırsatlar verilebilir. Toplumda kaos oluşturacak, kişileri şöhret budalası yapacak fırsat programları yerine bilinçli, eğitici ve düzeyli programlar yapılarak bunların yayınlanması sağlanabilir. Bunların hepsi bir eğitim, öğretim fırsatına dönüştürülebilir. Suçu cezalar vererek engelleyemezsiniz. Bunun örneklerini hep gördük. Her cezanın içe sindirilebilecek bir açıklaması vardır. Dolayısıyla suçu eğitimle yok edebilirsiniz. Eğitim her şeyin başında geliyor. Kapalı alanlarda sigara içmek yasak. Ve cezası 400 küsur milyon olarak belirlenmiş. Diyelim ki vatandaşın cebinde bu cezayı ödeyecek kadar parası var. Bu vatandaş bu kapalı alanda sigara içer ve cezasını da öder. Peki, amaç ne? Kapalı alanda sigara içilmesini önlemek. Sonuç, sıfır.  Halbuki kapalı alanlarda sigara içenlere kamusal hizmet zorunluluğu getirilebilir. Metro istasyonlarında sigara içen kişiye 1 gün boyunca sigara içtiği istasyonun temizliğini yapma cezası verilebilir.

Okul Servisleri Nasıl Eğitim Yuvası Olabilir?

Eğitim şart diyorsak, eğitime evin içinde başlamalıyız. Bunun yoluda bugün en önemli kitlesel iletişim aracı olan televizyonlardan geçiyor. Eğitimin bütünselliğinden bahsetmiştik. İşte bu bütünsellik gereği çocuklarımızın her anını eğitici ve keyifli çalışmalarla doldurmalıyız. Ben bu konuda ki ilk adımı okul servisleri olarak görüyorum. Çünki çocuğumuzun okulunu ve okulundaki konumu bir şekilde belirleyebiliyoruz. Ama günümüzde okul servisi tam bir muamma haline gelmiş durumda. Ancak okul servisleri için aynı şekilde seçim yapmamız zor. Çünki servisler denetim altında gibi görünsede henüz bir standart kazanmış değil. Ağaç yaşken eğilir. Çocuk bir kayıt cihazı gibidir. Taze ve bilgiye aç beyinler gördüğü ve duyduğu her şeyi öğreniyor. Uzman pedagog ve psikatristlerce, hem sabahın uyku mahmurluğunu hem de akşamın yorgunluğunu alacak müziklerle desteklenen ve içerisinde trafik kurallarından sağlık gereklerine, kötü alışkanlıkların zararlarından adabı muaşeret kurallarına kadar bir çok bilgiyi barındıran eğitimsel kasetler hazırlanmalı. Bu kasetler okul servislerinde belirli zamanlarda çocuklara dinletilmelidir. Aynı noktaya düşen su damlalarının mermeri deldiği gibi belirli aralıklarla dinletilen bu kasetlerde çocuğun ana belleğine kazınacak ve ömrünün her anında yanında olacaktır. Eğitim bütünsel bir biçim kazanmalı. Ev içinde, okul yolunda, okul içinde birbirini takip etmeli. Bu çalışmayı bir proje olarak en kısa zamanda Milli Eğitim Bakanlığı’mıza ileteceğiz. Umarım ki, hayırlı bir sonuç çıkar.

Evet, kanunlar geliştirip cezaları artırıyoruz. Ama suç oranları da artıyor. Türkiye’de okur yazar oranı arttıkça, eğitim düzeyi yükseldikçe suç oranları düşecektir. Suçu oluşturan faktörleri incelersek eğitimsizlik ve işsizlik birinci sırayı alıyor. Dolayısıyla suça iten faktörleri bitirmeden suç işlenmesinin önüne geçemezsiniz. Dileğimiz o ki, eğitim alanında yakalacağımız değişim hem ülkemizin gelişimini sağlayacak, hem de rahat ve huzurlu bir toplum idealini yakalamamızı sağlayacaktır.