Kurtlar Sofrasında

Acıkan Ruhlar

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 04/10/2004 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

Beslenme çantalarını hatırlarız hepimiz değil mi? Annemizin küçük ekmek dilimi, yanına biraz peynir, zeytin belki bir yumurta ama hepsinden önemlisi bir parça anne sevgisi koyduğu o rengarenek mini mini çantaları. Okul yolunun en önemli azığını. Açlık hissi insanın doğasında bulunan en önemli hislerden biridir. Yaşam boyu süren ve alternatifi olmayan, yaşamın devamını sağlayan çok önemli bir olgudur. Belirli zaman dilimleri içerisinde acıkırız. Tatmini sağlayana kadar bu duygu şiddetlendikçe artar. Ve çeşitli gıdalarla bu duyguyu tatmin ederiz. Peki, sadece vücudumuz mu acıkır ya da sadece gıda alarak mı beslenir insan. Ya ruhlarımızın yaşadığı manevi açlık? Manevi açlık nedir ve nasıl tatmin edilir? Manevi gıdalar paylaşılabilir mi? Büyük balık her zaman küçük balığı yutar mantığı her yerde ve her zaman geçerli midir? Diğer bir deyişle, küçük balık hep yemse küçük balıklar hiç beslenmez mi? Sonu gelmeyen bir kısır döngünün içinden nasıl ve neyle çıkılabilir?

Geçen haftaki yazımız yayınlandıktan sonra bir çok okurumuzdan çok güzel ve olumlu tepkiler geldi. Telefonla bize ulaşan okurlarımız köşemizde yayınlanan yazıların ‘toplumumuzun en çok ihtiyaç duyduğu kültürel ve sosyal konularda’ olmasının öneminden bahsederek bize güç verdiler. Bu meyanda hepinize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bizler, türk toplumu olarak, örflerimizle, adetlerimizle, tarihimiz ve inancımıza olan saygımızla her zaman dünya üzerindeki bir çok toplumdan farklı bir yere ve kimliğe sahip olmuşuzdur. Ancak zaman ilerledikçe sınırlarımızın içinde ve dışında yaşanan bir çok olumsuz gelişme (terör eylemleri, savaşlar, bir çok ülkede yaşanan açlık, dünyanın yaşadığı fiziki değişimler) ve hızla büyüyen teknoloji  dünya nüfusunu neredeyse tek bir toplum haline getirdi. Asırlar boyunca kazanılan ve süregelen bir çok kültür birbiriyle içiçe geçerek karmaşık ve zor bir yaşam biçimi oluşturdu. Kendi öz kültürümüzle yetişen nesil bir sonraki nesilin büyüdüğü bu karmaşık ve zor yaşam biçimini  kabullenemezken, günümüz kuşağı kendi gerçeği ile öz kültür arasında sıkışıp kalmanın buhranı ile büyümek zorunda kaldı. İşte bu güzel tepkilerin, sevgiye, birlikteliğe, kardeşliğe ve başarıya aç bir toplum haline gelmemizden kaynaklandığı kanaatindeyim. İşte bu açlığın, bizi yarınlara taşıyacak, birbirine kenetlenmiş, siyasetten sanata, spordan kültüre, eğitimden sağlığa misyonunu ve vizyonunu oluşturmuş, kimliğine sıkı sıkı sarılmış başarılı bir toplum haline getirecek en önemli adım olduğuna inanıyorum.

Bugün, dünya üzerinde yaşanan gelişmeleri şöyle kısaca bir gözden geçirdiğimizde, yarınlarımız ve gelecek nesiller için endişe verici bir tablo ortaya çıkıyor. Ortadoğu’da bitmek bilmeyen huzursuzluk ve savaşlar, tüm dünyayı saran terör eylemleri, insanların birbirlerine tahammül göstermeyen tutumları, güvensizlik ve ümitsizlik koca evreni bir bunalımın eşiğine getirmiş durumda. Gelişen ağır sanayinin kirlettiği ve teknolojinin temizlemekte yetersiz kaldığı çevre. Kirli hava ve zehirli atıklarla yokolan hayvan türleri. Ekolojik dengenin kısmi felci ve bu dengesizliğin getirdiği fırtınalar, depremler, kasırgalar. Kuruyan topraklar ve adını yıllara veren açlıklar. Önüne geçilemeyen, tedavisi bulunamayan virüsler ve toplu ölümlere yolaçan tanımsız hastalıklar. Ve insan olmanın, insanca yaşamanın erdeminden uzak yitip giden tabiri caizse yokolan hayatlar. İnsanlar kendi elleriyle ürettikleri, teknolojisi ile övündükleri araçların içinde ölüyorlar. Masum bir insanın yaşamı, bir diğerinin ürettiği ve bir diğerine sattığı silahın namlusunda eriyor. İşte tüm bunların çevremizi sardığı bir dünyada nefes alamaz hale gelen toplumumuz kendi içinde olana, özündeki, tarihindeki güzelliklere AÇ kalmış halde. Sevgiye, kardeşliğe, paylaşmaya, başarmaya aç halde.

Güzel ülkemiz dünya üzerindeki en güzel coğrafyalardan birine sahip. Verimli ve bereketli topraklarımızdan dualı ağızların nasırlı ellerin şefkatinde bereket fışkırıyor. 4 mevsimin birbirinden farklı lezzetleriyle yaşandığı ülkemiz, ne yazık ki üretimin olduğu her dalda yetersiz hükümetlerin ve siyasetçilerin kötü politikaları ile ‘atıl kapasiteler ülkesi’ haline gelmiştir. . İşte verimli üretimin önündeki en büyük engel olan bu hükümetler ve siyasetçiler, ülkemizin yaşadığı ekonomik darboğazın sebebini yine üretimsizlik olarak göstermektedir. Yakın geçmişteki bu ironik senfoniye, halkımızın geçmişindeki başarıya olan AÇLIĞI ‘artık dur’ demiştir. Vatandaşlarımızın son seçimlerde iş başına getirdiği Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığındaki hükümet izlediği son derece akıllı politika ile insanlarımızı başarıya koşturacak dev adımlar atmakta. Devleti, halkı ile barışık hale getiren ve devlet şefkatini ülkenin her köşesine eşit paylaştıran 59. hükümet aydınlık yarınların habercisi ve müjdecisi olmuştur.

Açlığın mecazi ifade ile konumuz olduğu bu yazımızda dünya üzerinde bir başka gerçeğe değinmek istiyorum. Günümüzde dünya üzerinde bir çok ülke kıt ve kurak toprakların üzerinde fiziksel açlığı yaşamakta. İnsanların yemek için bir lokma ekmek bulamadığı, milyonlarca çocuğun açlıktan öldüğü ülkeler var. Böylesine büyük açlığı yaşayan ülkeler dünyanın sosyal yaşamını ikiye bölmüştür. Bu ülkelerin dünya üzerindeki gelişmelere herhangi bir katılımı söz konusu olmadığı gibi dünya üzerindeki sosyal dengeyi de olumsuz değiştirdiği acı bir gerçektir. Bu ülkelere yardım amacı ile kurulmuş dünya çapındaki bir çok organizasyonun yaptığı çalışmalar kararlı ve iyi niyetli olmasına rağmen maalesef yetersiz kalmaktadır. Böyle organizasyonların desteklenmesi ve tüm dünya insanlarının bu çalışmalara katılımı şarttır. Ne acıdır ki silah teknolojisine ve ölüm makinalarının üretimine harcanan paranın bir kısmının bu ülkelere yardım olarak aktarılması bu açlığa ve insanlık ayıbına son verecektir. Bu insanlık dramının yakın bir gelecekte çözüm bulmasını diliyorum. Başarıya, sevgiye, mutluluğa, paylaşmaya olan açlığımızın bizi götüreceği ‘Tok’ günlerde buluşmak ümidiyle, sevgiyle kalın efendim.