Medeniyet Dediğin

    Tek Dişi Kalmış Canavar

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 21/11/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

Ulusal takımımız 2006 Dünya Kupasına katılma hakkını istenilmeyen bir şekilde yitirdi. Baraj maçlarını oynadığımız İsviçre ile yaşadığımız sorunlar ise hem ülkemizde hem Avrupada büyük yankı buldu. Bir anda Türkiye aleyhine sert rüzgarlar esmeye başladı. Yaşanan bu gelişmeler aslinda Avrupanin bize olan gerçek bakışını yansıtan ve hazmedemedikleri bazı gerçekleri su üzerine çıkaran olaylardı. Bu olaylar dost görünen iki yüzlü düşmanların maskelerini düşüren olaylardı. 2006 Dünya Kupası'na katılmıyor olmamızın hiçbir önemi kalmamıştır bence. Yaşadığımız çirkinlikler zaten izole edilmesi gereken tarafın kim olduğunu büyük ölçüde göstermiştir. Medeniyetin beşiği denilen İsviçre'de belli ki beşik fazla sallanmış ve medeniyet uyutulmuş.
İnancımız sahada kaldı.
Şimdi kendi içimizde bir çok insan Türkiye'nin ayıp ettiği görüşünü taşıyor. Bir çok bilirkişi (!) Fatih Terim'in tüm ülkeyi provoke ettiği görüşünde. Ve toplum olarak bir kabalık hareketine giriştiğimizi yazıyor, çiziyor. Fatih Terim Milli Takımlar Teknik Direktörlüğüne getirildiğinde aslında herkes büyük ölçüde 2006 umutlarını yitirmişti. Federasyon Başkanı dahil herkes inancını yitirmiş haldeydi. Üst üste alınan olumsuz sonuçlar Milli Takımlar Teknik Direktörü Ersun Yanal'ın sonunu hazırlarken bir bakıma havlu atmamıza sebep olmuştu. İşte Fatih Terim ulusal takımı ve bir milletin sorumluluğunu böyle bir durumda üzerine aldı. Bu kimine göre zaten enkaz devraldım mazereti ile avantajlı bir durum. Kimi ise bu durumun Fatih Terim ve kariyeri için bir dezavantaj olduğuydu. Ama Fatih Terim her şeye kulaklarını tıkayarak bu sorumluluğu aldı. Ne var ki, Fatih Terim'in göreve gelmesi ile birlikte ulusal takımımızın havası bir anda değişti. Fatih hoca kadroda yaptığı değişiklikler ile takıma bir hava kattı. Milli formadan uzak kalan bir çok futbolcuyu tekrar kadroya dahil etti. Fatih hoca içindeki inancı asla kaybetmeyen, yaşadığı duygulara iyi motive olan karakteri ile kendi inancını aşılayabilecek ve bu sorumluluğu taşıyabilecek, inandığı isimlerle bir kadro kurdu. Ve bu kadro ile matematiksel hesapları alt üst ederek grubunda ikinci oldu. İşte bu gelişmeler tüm millete kaybettiği inancı geri kazandırdı. Bu durum tüm milletimiz için büyük bir motivasyon haline geldi. 70 milyon tek bir ses, tek bir nefes, tek bir yürek haline geldi. İşte tüm bu sinerji Fatih Terim ve talebelerinin omuzlarına bindi. İsviçre'ye ilk maç için gittiğimizde yaşadıklarımız rakibimizin 2006'da Almanya'da olmak için neleri göze aldığını bize göstermişti. Tahrik gücü yüksek bir rakip ile burun buruna kalan Fatih Terim ve talebeleri'nin İsviçre'de yaşadığı tüm olaylar unutuldu. Evet, oradaki maçta belki iyi futbol oynayamadık. Ancak rakibimizde iyi futbol oynamadığı halde iki gol buldu. O maçtaki hakemin tarafsızlığından kim sözedebilir. Ve İsviçre rezaleti hala sıcaklığını korurken ve daha bu rezilliğin hesabı sorulmadan bu sefer onlar ülkemize geldi. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. İsviçre'deki çirkin tablonun bir numaralı sorumluları ülkemize geldiğinde bir takım protestolar ile karşılandı. FIFA'nın İsviçreli başkanı maçın hakemini değiştirdi. Yani aslında bu tur masa başında kaybedilmişti. İlk maçtaki 2-0'lık galibiyetin de rahatlığı ile son derece küstahlaşan rakip rövanş karşılaşmasını da çığırından çıkarmak için tüm derslerini eksiksiz çalışmıştı. Ancak onların hesaba katmadığı bir şey vardı. Türk miletinin ve Türk Milli Takımı'nın inancı. Maçın henüz başında hakemin aleyhimizde çaldığı penaltı bile bu inancın önüne geçemedi. Milli futbolcularımız inanılmaz bir sınav verdi. 4-2'lik muhteşem galibiyetimize bir takım ayak oyunları gölge düşüremez. Şimdi herkes maçı masa başında değerlendiriyor. Şimdi herkes masa başında Fatih Terim'i eleştiriyor. Oysa ki staddaki o atmosferi yaşayan, 70 milyonluk bir milletin beklentilerine cevap vermek zorunda olan, bu büyük sorumluluğu taşımaya çalışan insanların o an ki duygularını kimse önemsemiyor. Hakettiğiniz bir zafer ellerinizin arasından haince alınıyor. İşte şimdi, bizden olup ta Fatih Terim'i kıyasıya eleştirenleri anlayamıyorum. Futbolcularımızı eleştirenleri anlayamıyorum. Trafikteki en ufak olumsuzluğa tahammül edemeyip sağa sola küfürler yağdıran, kendisine yöneltilen en ufak bir eleştiri karşısında dayanamayıp tehditler savuran, ekranlarda milyonlarca insanın gözü önünde birbirleri ile ağız dalaşı yapan bir takım insanların Fatih Terim'i ve futbolcuları eleştirmelerini anlayamıyorum.
Yenilen onlar, Biz niye ezilelim ki!
Zaman birlik ve beraberlik zamanı. Bırakın, Avrupalı dostlara (!) şirin görünme çabalarını. Bırakın, kendi içimizde suçlu aramayı. Zaman bir ve beraber olup uluslar arası arenada milli hak ve menfaatlerimizi savunma zamanı. Zaman tüm bu iki yüzlü düşmanlara karşı dik durma zamanı. Ben Fatih Terim ve talebelerini tebrik ediyorum. Onlar Türk Milli Takımı'nın gücünü dost düşman herkese gösterdiler. Türk milletinin zor zamanlarda birlik ve beraberlik sinerjisi ile büyük başarılara imza attığını gösterdiler. Ne yazık ki ülkemizi masa başında temsil eden büyüklerimiz ise aynı başarıyı diplomaside gösteremediler. Futbolu çok iyi bilen bir takım yazarlar ve çizerler mi? Onları boşverin. Teşekkürler Fatih Terim. Teşekkürler çocuklar.