O'nu anlamak...

![]() |
|
Bu yazı Barış
Boyacı'nın 20/12/2004 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden
alınmıştır.
|
![]() |
Bir çocuk düşünün, dünyanın tüm sıkıntılarından bihaber çamurlu sokaklarda top koşturan. Uzun geçmişi ile istikrar abidesi, zafer dolu tarihi ile başarı abidesi, yüksek değer yargıları ile insanlık abidesi ve genç cumhuriyeti ile büyük yarınların habercisi bir ülkenin henüz büyüyen bir çocuğunu.
Bir çocuk düşünün, öğretmeni yetersiz okullarda eğitime başlayan. 25 öğrenci kapasiteli sınıflarda 60 çocuğun olduğu okulda A’yı B’yi C’yi öğrenen bir çocuk düşünün. Boyası sıvası olmayan okulun sobayla ısınmayan soğuk sınıflarında titreyerek “Ali’ye topu tuttarmaya” çalışan bir çocuk düşünün.
Bir çocuk düşünün, temel eğitimini alması gereken yıllarda kavga dolu bir ülkenin tam ortasında ki bir çocuğu düşünün. Okudukları ile, öğrendikleri ile gördükleri ve yaşadıkları arasındaki çelişkinin büyüklüğü karşısında ezilen bir çocuk düşünün.
Bir çocuk düşünün, hayatını şekillendirecek gençlik çağlarının başında kendisi için seçilenlerin ve kendisi için seçemediklerinin arasında gidip gelen bir çocuk düşünün. Öyle bir çocuk düşünün ki, yıllar sonra yaşamak istediklerinin değil yaşamak zorunda kaldıklarının hesabını vermek zorunda kalacak bir çocuk düşünün.
Bir genç düşünün, eğitimine devam etmek için gönderildiği okulun yıllar sonra koca bir ülkenin gündemi haline gelecek bir sorun’a dönüşeceğinden habersiz bir genç düşünün. Öyle bir genç düşünün ki, en büyük suçunun öğretilenleri öğrenmek olduğundan habersiz bir genç düşünün.
Bir genç düşünün, aldığı eğitimin ve gördüğü öğretimin tüm gereklerine sahip çıkan. Öyle bir genç düşünün ki, demokrasiden bahsedilen ve demokrasinin baş değer sayıldığı bir ülkede neredeyse yaşamanın yasaklanacağı günleri göreceğinden habersiz değerlerine sahip çıkan bir genç düşünün.
Bir genç düşünün, yaşadığı şehrin ne kadar büyük bir emanet olduğunun farkında olan. Öyle bir genç düşünün ki, yaşayacağı her türlü sıkıntıyı ve meşakkati bilerek, görerek canı gibi sevdiği bu emanete hıyanet edenlerin önüne geçip dur diyebilmek için siyaseti seçen bir genç düşünün.
Bir siyasetçi düşünün, alt yapısı olmayan, asfaltı olmayan, yolu olmayan, havası kirli, denizi kirli, skandallarla dolu ve 10 milyonluk nüfusu ile hizmetsizliğin esiri olmuş koca bir şehrin tüm sorumluluğunu yüklenmiş. Çaresiz bir şehrin genç ve çiçeği burnunda belediye başkanını düşünün.
Bir belediye başkanı düşünün ki, imkansız denilenleri başaran, yılların biriktirdiği tüm olumsuzlukları şehrin bağrından söküp atan ve İstanbul’un kaderini değiştiren bir başkan düşünün. Öyle bir belediye başkanı düşünün ki, yıllarca sebepli ve sebepsiz fikir ayrılıklarına düşmüş ve bunun kavgasını vermiş insanları örnek kişiliği ile aynı sandıkta buluşturmuş, aynı söylemde buluşturmuş. Ve aşırı sağcı hatta aşırı dinci diye nitelenen bir partiden seçilmesine rağmen herkesin belediye başkanı olmayı başarmış, herkesi bir kentlilik bilincinde buluşturmayı başarmış.
Bir belediye başkanı düşünün ki, milletin bulunduğu bir tören esnasında (herkesin aklına geleni yazdığı, gördüğünü çizdiği ve aklına eseni söylediği demokratik bir ülkede!) tarihe malolmuş meşhur bir şairin yazdığı bir şiirden dörtlük okuduğu için hayatının ve başkanlığının en verimli anlarında hapishaneye mahkum edilmiş. Öyle bir belediye başkanı düşünün ki, bir şarkıyla devlet sanatçı olanların bulunduğu, çarpık ilişkilerle devletin tüm imkanlarını tepe tepe kullananları, ülkesine ihanet ederek kahraman görünenlerin olduğu bir ülkede bir şiir okuyarak hapse giriyor ama yine sine-i milleti seçiyor. Değer yargıları ile, dürüstlüğü ile, vatan sevgisi ile, efendiliği ile, hizmet aşkı ile, dirayetli ve tutarlı siyaset anlayışı ile milletine örnek olan bir LİDER düşünün.
Ve bir lider düşünün, türlü sıkıntılarla boğuşan, sevginin en güzelini yaşayan, ezilmenin, horlanmanın ve dışlanmanın en acısını yaşayan bir lider düşünün. Yılmayan, küsmeyen, vatanını ve milletini asla satmayan bir lider düşünün. Pireye kızıp yorgan yakmayan bir lider düşünün. Boynuna takılmak istenen yaftayı boynuna takmak isteyenlerin suratına paçavra gibi vuran bir lider düşünün. Rant çevrelerinin, yozlaşmış siyasetçilerin, milletin sırtından inmeyen art niyetli vatanperverlerin hevesini kursağına tıkayan bir lider düşünün. VE ÖYLE BİR LİDER DÜŞÜNÜN Kİ, ÜLKESİNİN VE MİLLETİNİN UĞRUNA TÜM FEDAKARLIKLARI YAPAN, ÜLKESİNE VE MİLLETİNE SAHİP ÇIKAN, ÜLKESİNİ VE MİLLETİNİ GELECEK YÜZYILA TAŞIMAYA YEMİNLİ, ÜLKESİNİN VE MİLLETİNİN BAŞINI DİK ALNINI AK EDEN BİR LİDER DÜŞÜNÜN.
Gelişen ve genç bir ülke. 41 yıllık bir süreç. Olumsuzluklar, olumsuzluklar, olumsuzluklar. 80 milyonluk nüfusu ile büyük bir ülkenin, insanın sınırlarını zorlayan, dayanılmaz sorumluluğu. Neredeyse çözümsüzlüğe mahkum olmuş, on yıllardır dış politikamızın değişmez ödevi Kıbrıs meselesi. Ortada tanımadığınız bir devlet. Ve maalesef aynı devlet birleşme çabaları içinde bulunduğunuz birliğin veto hakkı olan 25 üyesinden biri. Ve karşınızda ellerinde değişik ve güçlü argümanlarla dolu bir güç birliği. Ülkemiz tüm bunlara rağmen olabilecek en iyi şekilde temsil edilmiş ve hem ülkemizin hem milletimizin tüm çıkarları en ince ayrıntısına kadar gözetilmiştir.
Evet, Başbakanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan bir kez daha başımızı dik etmiştir. Bir kez daha milletimizin göğsünü germiştir. Halktan uzak, her türlü lükse haiz, konforlu odalarda teknolojinin her türlü nimetine haiz ithal mobilyalarda oturup Sn. Başbakanımıza türlü eleştiriler yollayanlara son sözüm. Yeter, bu milletin yakasından düşün. Yazdığı üç satır yazının, konuştuğu üç beş süslü cümlenin sorumluluğunu bile alamayanlar artık sussun. Hep konuşanlar ve bu ülke adına hiçbir değer üretmeyenler artık sussun. Bu millet liderini bulmuştur. Bunu iki sefer güçlü bir şekilde anlatmıştır. Bir 3. kere yine anlatacaktır. Devlet artık gerçekten bir baba olmuştur. Bir ana, bir kardeş, bir dost olmuştur. Devlet millettir. Heyecanımız aynı, sevgimiz aynı. Hepimiz için hayırlı olsun.