Hoşgeldin Ya Ramazan

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 10/10/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

Ramazan-ı Şerif tüm güzelliği ile hepimizi saran o manevi havası ile geldi. İlk teravih heyecanını yaşadık hep birlikte. Camiler ilk teravih coşkusu ile doldu taştı. Belki de aradan geçen 1 yılın özlemi ile kalktık ilk sahura. İlk oruç günü olması nedeniyle çok ah vah edeni gördük. Ve işte tüm bu cümlelerle bir anda 5-6 gün geçiverdi. Ramazan ayı geldiği zaman tüm Müslüman ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de değişik bir hava oluşur. Biliriz ki o 12 ay içerisinde en mübarek olan, af, rahmet ve bereket ayıdır. Herkes kendisine şöyle bir çeki düzen verir. Hoş belki bunların çoğu geride kaldı ama, artık Ramazan ayı dışında hiç göremediğimiz, yaşayamadığımız bir takım güzelliklere de ancak bu mübarek aya kavuştuğumuz zaman rastlıyoruz.
Senede 1 ay
Ramazan ayının gelmesi ile birlikte tüm belediyeler sosyal belediyecilik kavramına daha bir sıkı yapıştılar. Geçmişte Sultanahmet meydanında düzenlenen Ramazan Şenlikleri artık neredeyse her ilçemiz sınırları içerisinde organize edilmeye başlandı. İftar çadırlarının sayısı hızla çoğalıyor. Büyük meydan ve arterlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ve ilçe sınırları içerisinde ilçe belediyelerimizin iftar çadırları vatandaşlarımızın hizmetine açılmış durumda. Mesela şu an Fatih Belediyesi'nin iftar çadırlarında günlük ortalama 5000 kişi orucunu açmakta. Üsküdar Belediyesi geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu senede iftar çadırı yerine iftar vapuru oluşturarak vatandaşlarımızın farklı bir mekanda oruclarını açmalarını sağladı. Yine Ümraniye Belediyesi kendi ilçe sınırları içerisinde oluşturduğu o muhteşem alana iftar çadırı ile birlikte bir çok güzelliği de taşımış ve gerçekten imrenilecek bir sosyal ortama imza atmış. İftardan sonra bir çok ünlü sanatçı gelip ücretsiz konser veriyor. Kurulan standlarda küçük ama çok keyifli alışverişler yapıyorsunuz. Ve yine çok önemli, kitap standları oluşturulmuş. İlçede yaşayan vatandaşların bir çok kitaba doğrudan ulaşması sağlanmış. Bağcılar, Bahçelievler, Zeytinburnu, Kağıthane, Beyoğlu ve daha bir çok ilçe belediyemiz bu dönem çok güzel işlere imza atıyorlar. Her ilçemizde aynı amaç ve aynı hedef üzerine değişik organizasyonlara gidilmiş. Yerel yöneticilerimizin hayırsever vatandaşlarımız ile buluşmasından ortaya çıkan hayırlı birliktelikler fakirlerimiz ve gariplerimiz için sevindirici gelişmelere yol açıyor. Bu mübarek ayda fakir fukaranın kollanması, gariplerin ve yetimlerin sevindirilmesi gibi toplumun sosyal dokusunun belki en acı ama en önemli bölümünün ayakta kalmasına yol açıyor. Aslında tüm bunlar 11 ay boyunca unuttuklarımızın hatırlanmasıdır. Tok karnımızla unuttuğumuz açların hatırlanmasıdır. Ramazan ayı geldiği zaman insanlarımız hayır yapmak için birbirleri ile yarışıyorlar. Paylaşma duyguları iyice açığa çıkıyor. Zenginimiz zenginliğini hatırlıyor. 11 ay boyunca görmezden geldiğimiz, umursamadığımız bir çok kişi ve olay gözümüze görünmeye başlıyor. İçimizi acıtmaya başlıyor. Çevremizde okuyamayan, maddi imkansızlıklar yüzünden eğitim hayatına başlayamayan veya eğitimi yarıda kalan binlerce çocuğumuz var. Bu çocuklarımızın ellerinden tutuluyor. Bir nebze yaraları sarılıyor. Ancak geçtiğimiz günlerde okuduğumuz bir haber yine içimizi burktu. Devlet desteği ile elinden tutularak köyünden ilçe merkezindeki bir yurda yerleştirilen kızımız okuldaki ilk senesinde teşekkür alarak ona verilen desteğin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Ancak ikinci sene yurtta yer olmadığı için bu kızımız tekrar köyüne gönderiliyor ve eğitimi yarıda kalıyor. Biz ülke olarak böyle bir çelişkiyi yaşadığımız zaman nasıl bir gelecekten söz edebiliriz? Hangi aydınlık yarınlardan ve müreffeh bir ülkeden söz edebiliriz? Bir öğrenci yurdunun yapımından nasıl imtina ediyoruz. Düşünebiliyor musunuz, eğitim görmek için çırpınan bir yürek var. Gencecik bir beyin var. Ve siz devlet olarak ona yatacak bir yer sağlayamadığınız için onu köyüne geri yolluyorsunuz. Elinde bir kuru teşekkür belgesi ile onu eğitimsizliğe ve bilgisizliğe doğru geri gönderiyorsunuz.
Birlikten dirlik doğar
Tüm bunlar yaşandığı zaman insan "Keşke ramazan hiç bitmese, her günümüz bu mübarek ayın bir günü gibi geçse" diye düşünüyoruz. Bu mübarek ayda yaşadığımız ve yaşattığımız bir çok güzel hasleti senenin her ayına her gününe yaymamız gerekiyor. Hep birlikte el ele vererek işin ucundan tutmamız gerekiyor. Hep birlikte el ele vererek bir dayanışma yoluna gitmemiz, bir eğitim öğretim hamlesi başlatmamız gerekiyor. Birilerinin karnını doyurarak vicdan rahatlatmaktan ötesine geçmemiz gerekiyor. Her ayı Ramazan bilip her günü hayırlarla geçirebilirsek işte o zaman aydınlık yarınlardan, daha müreffeh, barış ve huzur dolu bir ülkeden söz edebiliriz.