Su Gibi Aziz

                                        Olun

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış 06/08/2007 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

İnsanoğlunun yeryüzündeki tahribatının boyutları hızla büyüyor. Yaşam kaynaklarındaki hızlı tükeniş insanoğlunun var olma mücadelesinin temel nedenlerini de değiştiriyor. Küreselleşme sürecininin yaşandığı günümüzde insanlık adına ortak arayışlar sürerken diğer yandan toplumsal çıkarların uyuşmazlığı nedeniyle meydana gelen savaşlar ve acılar devam ediyor. Önümüzdeki on yıllar ile ilgili yapılan tüm araştırmaların ortaya koyduğu en önemli sonuç ise küresel ısınma ile birlikte dünyanın düzeninin hızla bozulduğu ve en büyük savaşların su üzerine yaşanacağıdır.

Sonun başlangıcı

Küresel ısınma sonucu Dünya büyük bir kuraklığın eşiğine doğru gidiyor. Yeryüzünün her tarafında nehirler kuruyor, ırmaklar yok oluyor. Dünya su kaynaklarının bulunduğu coğrafyalar önem kazanıyor. Önümüzdeki on yıllar bugünden su üzerine şekilleniyor. Kuraklığın etkilediği büyük coğrafyalardaki nüfusun hareketi de üzerinde düşünülen bir başka gerçek. Yine teknolojinin büyük bir hızla gelişmesi ve bu gelişmelerin Dünya’nın ekolojik sisteminde açtığı yaralar da işi içinden çıkılmaz hale getirmekte. Bir taraftan savaş ve güç kullanma adına geliştirilen bombalar ve silahlar, diğer taraftan soğuk savaş olarak nitelenen gizli teknolojik silahlar var. Atom silahlarının bugüne kadar izleri hala silinemedi. Milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan bu korkunç silahların yeryüzünde oluşturduğu tahribatlar ise onarılamaz ölçülerde. Yine soğuk savaş adına gelişen teknoloji ile birlikte tanımlamayan virüsler üretiliyor, toplu katliamlara yol açacak çalışmalar yapılıyor. Yani Dünyamız aslında sonun başlangıcını yaşıyor.

Bu acı tabloya Dünya kamuoyunun ilgisini sıcak tutmak ve insanları bu konuyla ilgili olarak bilinçlendirmek için resmi ve sivil bir çok uluslararası kurum çabalıyor. Bu kötü tabloya ancak evrensel bir bilinç ile engel olunabilir. Bu çabalar bugünkü noktada yetersiz ama yine de umut veriyor. Ülkemizde ise bugüne dek bu konuyla ilgili olarak önemli bir kamuoyu oluştuğu söylenemez. Ulusal ölçekte TEMA Vakfı uzun bir zamandır önemli çalışmalar yapıyor.

Ancak toplumumuzda,  en önemli yaşam kaynağıımız ve değerimiz olan suyun ne kadar bilinçsizce kullanıldığını biliyoruz. Suyun israfının ulaştığı boyutlar gerçekten düşündürücü. Su israfı ile ilgili olarak ortaya konan verileri incelediğiniz zaman ürkütücü boyutlarda olduğunu görebilirsiniz. Bunun nedenlerini de tahmin etmek güç olmasa gerek. Diş fırçalarken kullandığımız suyun belki 5 katını boş yere akıtıyoruz. Veya elde bulaşık yıkayan vatandaşlarımız bulaşık için gerekli olan suyun belki on katını hatta daha fazlasını atık su olarak boşa akıtıyor. Hepimizin hafızalarında tazeliğini koruyordur, sokaklarda halı yıkayan vatandaşlarımız suları saatlerce boşa akıtırlardı. Duş alırken, araba yıkarken kısacası hayatımızın her anında suyun değerini hiçi bilmeden, suyun insan yaşamındaki en önemli kaynak olduğunu düşünmeden bu israfın bir parçası olduk.

Meşhur bir atasözümüz var. Bir musibet bin nasihattin iyidir. İşte şimdi ülkemizde bu durumu yaşıyoruz. Türkiye’nin en önemli barajları susuz kalma tehlikesi ile karşı karşıya. En önemli nehirlerimiz kuruyor. Tuz gölü büyük tehlike altında. Doğal güzelliklerimiz tehdit altında. Dört mevsimin yaşandığı cennet coğrafyamız son yıllarda inanılmaz iklim değişiklikleri ile savaşıyor. Gürül gürül akan suları ile rafting merkezi haline gelen Dalaman çayı neredeyse yok oldu. Kızılırmak kurudu. Özellikle Başkent Ankara’da su kesintileri başladı. İstanbul yine su kesintisi tehdidi ile karşı karşıya. Şimdi gördüğümüz şey, toplumumuzda küresel ısınma, kaynakların tükenmesi ve su kaybı ile ilgili önemli bir toplumsal bilinç oluştuğudur.

Herşey bitmiş değil

Bu hepimiz için çok önemli ve ben bunu çok önemsiyorum. Evet, belki geç kaldık ancak herşey bitmiş değil. Bugünden itibaren edindiğimiz toplumsal bilinci sürekli geliştirerek gelecek adına umutlarımızı tazeleyeceğiz. Ülkemiz gerçekten çok önemli bir coğrafya üzerinde bulunuyor. Sadece su israfı ile ilgili değil, yaşadığımız Dünya’yı tanıyarak, doğaya ve çevreye saygılı olarak geleceğe daha güvenli bakabiliriz. Bu konuda en büyük görev yine anne ve babalara düşüyor. Bir damla su bile bizler ve geleceğimiz olan çocuklarımız için önemlidir. Hayatın her alanında israfın önüne geçerek, kıt olan kaynakların etkin kullanımını sağlayabiliriz. Zaten bizim dinimizde israf haramdır. Bu bilinçle yetişen nesillerle daha güzel bir geleceğe ulaşacağımız inancım sonsuzdur. Hepinize iyi haftalar dilerim.