Şeker Gibi Tatil!

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 07/11/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

On bir ayın sultanı yaşadığımız bayram ile son erdi. Bu bayram bir kez daha fark ettik ki, gerçekten eski bayramlar artık yaşanmıyor. Gittikçe donuklaşan ve yüzeysel bir hale gelen günümüz yaşam biçimi o eski bayramlarımızı da elimizden aldı. Belki bir çoğumuz bunu hissediyoruz. Ama toplumumuzun büyük bir kesimi artık bu durumu kabullenmiş durumda. Dünya üzerindeki bir çok toplum, özüne sımsıkı sarılarak, kültürlerini, örf ve adetlerini yaşatma gayreti içinde hareket ediyor. Yaşam biçimlerini, inanışlarını, toplumu bir arada tutan tüm ögeleri kaybetmemek için böyle özel günleri fırsat biliyor ve özel günlerini çok özel bir biçimde kutluyorlar.
Bayramı tanımak
Ne yazık ki, toplum olarak bize ait olmayan, kültürümüze ters, inancımıza ters bir çok yabancı kutlama günlerini onlardan daha şaşaalı kutluyoruz. Ancak sıra bizim özel günlerimize geldiğinde ise durum değişiyor. Ne acıdır ki, manevi açıdan çok büyük önem arzeden bir Ramazan-ı şerif ayının idrak edilmesi ile kavuştuğumuz manevi huzurun bir ifadesi olan Ramazan bayramı artık şeker bayramı olarak kutlanmaya başladı. Koskoca bir Ramazan ayını böyle kuru bir ifade ile Şeker bayramı! diyerek uğurlamak inanıyorum ki bir çoğumuzun içini acıtıyordur. Oysa ki, Ramazan-ı şerif ayı öyle büyük manevi anlamlar taşıyan bir aydır ki, içinde Kadir Gecesi (ki bin aydan daha hayırlı bir gecedir) gibi önemli bir geceyi barındırır. Her sene Ramazan-ı şerif ayı farklı bir huzur ikliminin taşıyıcısıdır. Eğer biz bunu bugünkü nesile anlatamazsak yarınki nesile hiç kimse bir şey anlatamayacak. Ve belki de bu güzel duygu vesilesi bayram günleri bir şeker gibi eriyip gidecek. Bayramlar insanların yaşamaları ve birbirlerine yaşatmaları gereken güzel hasletlerin vesilesidir. Bayram geldiği zaman öyle veya böyle, herhangi bir nedenle dargın olan Müslümanlar birbirleri ile barışır. Bugün sosyal yaşam diye nitelediğimiz ve binbir çeşit sorunlar yaşadığımız toplumsal yaşam biçiminin dengeye oturduğu zamanlardır bayramlar. Bayramda zengin olan Müslümanlar ellerindeki mallarının zekatını fakirlere dağıtırlar. Ramazan ayı boyunca gözettiğimiz fakir ve garip aileler de bayralarda bu sevinci yaşamaktadır. Bayramlar insanların birbirlerini hatırlamaları içinde birer vesiledir. Eski bayramlar diye özlemini çektiğimiz o güzel zamanlarda bayram yaklaştığı zaman herkesi bir heyecan sarardı. Tatlı bir telaş başlardı. Çocuklara bayramlıklar alınır, alamayanlar evlerinde dikerlerdi. Arefe günü son hazırlıklar kontrol edilir ve bayram sohbetleri yapılırdı. Küçükler büyüklerinin bayramı karşılama biçimlerini görerek onların bu heyecanlarına ortak olurdu. Babalar küçük çocukların ellerinden tutarak bayram namazına götürürlerdi. Önce büyüklerden mesela dede ve ninelerden başlanırdı ziyaretlere. Uzayıp giden hasret günleri sona ererdi. O zamanlarda 3 kuşak bir arada yaşardı bayramı. Dede torununa doyar, yeğen amcasına sarılır, abi kardeşi ile sohbet ederdi. Ulaşım araçları azdı. Ulaşım zordu. Bugünkü teknolojik imkanlar yoktu. Yollar yetersizdi. Hatlar yoğundu. Ancak tüm bu zorluklara rağmen bayramlar güzeldi. Paylaşmayı bilen insanlar ve paylaşmayı seven insanlar bir araya gelirdi. Bayram sevinci ve huzuru uzun mesafeleri kısaltır, zorları kolay ederdi. Tabii o zamanlar, büyükler huzurevlerine terk edilmezdi. Çocuklar sokaklara bırakılmazdı. İnsanlar nerede boynu bükük bir garip görse yardımına koşardı. Darda kalanın imdadına yetişilirdi. Kimseyi uyarmaya gerek kalmadan herkes kendisine vazife bilir ve üzerine düşeni yapardı. Şimdi ise bayramlar artık şeker yeme (!) günleri gibi görülüyor. Bayramlar artık birer tatil vesilesi olarak görülüyor. Şimdi bayram yaklaştığı zaman insanları tatil telaşı kaplıyor. Bu mübarek günleri içki masalarında kutlamak adet oldu. Bu mübarek bayram günlerinde gazinolarda tabak kırmak adet oldu. Sokaklarda yaşamak zorunda kalan binlerce insanımız varken kış sporlarına takılmak adet oldu. İşte bu yüzden artık hep "Ah o zamanlar, ah eski bayramlar" diye yakınıyoruz. Gencecik çocuklarımızın ne yazık ki farkında bile olmadan "şeker bayramınız kutlu olsun" diye bayram bilincinden uzak yaşamalarından yakınıyoruz.
O zamanlar
O zamanlar kadirşinas insanlar vardı. Ramazan-ı şerif'in kıymetini bilen, bayramın ne demek olduğunu bilen insanlar vardı. Şimdi böyle güzel insanların sayısı gitgide azalıyor. Gidin huzurevlerine, gidin ve oradaki güzel hikayeleri dinleyin. Bayramda huzurevlerine, sığınma evlerine, hastanelere gittik. Kimsesiz büyüklerimizi ziyaret ettik. Kimsesiz ve garip hastaları ziyaret ettik. O güzellikleri onlarından ağzından dinledik. Kendi hatırladıklarımızla o güzelim günleri yad ettik. Hepimiz hastaneleri, huzurevlerini, sığınma evlerini ziyaret edelim. Orada sizlerin yoluna gözleyen bir sıcak gülüşe muhtaç insanların olduğunu unutmayalım. Son olarak ücretsiz ulaşım sağlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve köprü, otoban gibi kalemleri ücretsiz hale getiren hükümetimize de bayramı bayram gibi yaşatmaya çalıştıkları için teşekkür ediyorum. Lütfen, kendimize şekeri bayram yapacağımıza bayramı bayram gibi yaşayalım. Ve bayramı bayram gibi yaşatalım. Tüm güzellikleri ile. Nice eski bayramlara efendim..