Başarı Tesadüf  Değildir

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 18/11/2006 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

 

Avrupa Birliği ile sürdürdüğümüz üyelik müzakereleri bir tren kazasına uğramadı. Ancak "8 Başlıkta müzakerelerin askıya alınması" yönündeki komisyon kararı hem Dış işleri bakanları toplantısında hem de Liderler Zirvesinde onaylandı. Bu durum ülkemiz açısından neler getirir neler götürür bunu kestirmek zor. Ak Parti iktidarı ile AB üyeliği yolundaki kazandığımız büyük ivmenin önümüzdeki döneme nasıl yansıyacağını hep birlikte göreceğiz. Burada en önemli sonuç Türkiye'nin ortaya koymuş olduğu çözüm iradesi ve kararlı dış politikalarının muhakkak kazanımlara dönüşeceğidir.
Kazan-Kazan Yaklaşımı
Ak Parti hükümetinin en başarılı bakanlarından biri olan ve Avrupa Birliği ile yürütülen başarılı sürecin mimarlarından Dışişleri Bakanımız Sn. Abdullah Gül süreç ile ilgili Ak Parti grubunda önemli açıklamalar yaptı. Bu açıklamaları sizlerlerle paylaşmak istiyorum. Çünki Türkiye'nin ulusal politikalarını iç politikaya ve kendi çıkarlarına alet etmek isteyen bir çok kesim, kurum ve kişi süreci olumsuz etkileyen açıklamalar yaptı, yazılar yazdı. Hükümetimizin yaptığı bu önerinin devlet kurumlarından gizli yapıldığından tutun da, tavizler verildiği noktasına kadar aslı astarı olmayan bir sürü haber kamuoyuna yansıtıldı. Sn. Abdullah Gül'ün bu açıklamaları fazlasıyla speküle edilen bu konuya tümüyle açıklık getirmiştir. Sn. Abdullah Gül'ün son liman önerisi ile ilgili en önemli açıklaması, Türkiye'nin son önerisinin bilinmeyen bir konu olmadığı ve önerinin 24 Ocak'taki Eylem Planı'ndaki 'kazan-kazan' yaklaşımının temelini oluşturduğunu vurguladı.
"Yaptığımız iş, mutabakatın dışında birşey değil" diyen Dışışleri Bakanımız Sn. Abdullah Gül, hükümet olarak Kıbrıs milli davasından ödün vermediklerini, aksine Kıbrıs halkının hukukunu koruyacak adımlar attıklarını vurguladı. Gül, "Liman önerisi koşulsuz, karşılıksız bir öneri değildi. Teklif, Türkiye'nin bir havaalanı ve limanına karşılık Ercan Havalimanı ile Magosa Havalimanı'nın eşzamanlı açılmasını içeriyordu. Biz bu öneriyi yapmasaydık AB Dışişleri Bakanları ve Liderler Zirvesi'nden çok daha kötü sonuçlar çıkabilirdi. Bizim önerimiz böyle bir sonucu engelledi" diye konuştu. 8 başlığın askıya alınmasının süreci çok fazla etkilemeyeceğini dile getiren Dışişleri Bakanımız "Zaten 38 başlıkta aynı anda müzakere olmuyor. Müzakere başlığı dediğiniz bir gecede açılır, kapanır" dedi. AB liderlerini kapalı toplantılarda farklı, basına açık konuşmalarda farklı tavır sergilemekle suçlayan Dışişleri Bakanımız Sn. Abdullah Gül, "AB liderleri kapalı kapılar ardında Güney Kıbrıs'ın tavrından bıktıklarını söylüyorlar" ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanımız konuşmasında Rauf Denktaş'ı da eleştirdi. 2003 yılında Annan Planı ile ilgili görüşmeler sürerken dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a 'İlk hayır diyen taraf biz olmayalım' diye uyarıda bulunduklarını, buna rağmen Denktaş'ın adadan ayrılmadan 'Ben hayır demeye gidiyorum' dediğini söyledi. Denktaş'ın bu sözlerinin ve masadan kalkmasının Türkiye'nin elini zayıflattığını kaydeden Sn. Abdullah Gül, bugün bir çok kesim tarafından ortaya konulan tepkilerin de yine elimizi zayıflattığına işaret ediyor.
Gül, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) bir Rum vatandaşının başvurusu üzerine verdiği karara da değinerek, kararı önemsediklerini, AİHM'in KKTC'yi bir hukuki varlık olarak kabul ettiğini söyledi. "Süreç bizi haklı çıkaracak" diyen Bakan Gül, Güney Kıbrıs'ın tavrının Avrupa tarafından da iyi algılandığını kaydetti. Yaşananların bir psikolojik savaş olduğunu dile getiren Gül, "Sıkıntılı dönemler olacak. Ama neticede biz AB reformlarını kendi evimiz için yapıyoruz. Bu evde yaşayan biziz, bunlar bizim lehimize. Biz aslında AB'de asıl golü gümrük birliğine girerek yedik. Şimdi bütün yaptıklarımız o kararların kötü neticelerini toparlama çabasıdır" şeklinde konuştu.
Yeni Dönem
Türkiye hiç şüphesiz ki, önümüzdeki dönemlerde milli çıkar ve menfaatlerimizin öngördüğü reformları bir bir tamamlayacaktır. Türkiye'nin önümüzdeki 15-20 yıllık süreçte bir bilgi toplumu haline gelmesi, üreten bir toplum olması, bilgi ve teknolojiyi tüketen değil üreten bir ülke haline gelmesi ve yönetilen değil yöneten lider ülke haline gelmesi Avrupa Birliği ile ulaşacağımız bir hedef değil. Bu bizim hedefimiz olmalı. Ve bu hedef için sabırla çalışmaya devam etmeliyiz. Ak Parti iktidarı bu süreci başlattı. İnşallah önümüzdeki dönemlerde bu devam edecek ve hedefimize en kısa sürede varacağız. İyi bir hafta dileğiyle.