Teşhis: Sistem Bozukluğu
Tedavi: Köklü Reform

![]() |
|
Bu yazı Barış
Boyacı'nın 06/12/2004 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden
alınmıştır.
|
![]() |
Sağlık ülkemizde yıllardır kanayan yara. Sağlık ile ilgili o kadar çok trajikomik olaylar yaşadık ki, bunlar uzun yıllar hafızalardan silinecek gibi değil. Devletin hastaneleri modern cihaz donanımı olmadan doktorlarımızın olağanüstü gayretleri ile ayakta duruyor. Sistemdeki tıkanmaların milletimize yaşattığı olumsuzluklar yaşanan her bir acı olay ile gündeme geliyor. Bir takım çevreler yazıyor, çiziyor ve eleştiriyor. Maalesef bir müddet sonra olaylar soğuyor ve unutuluyor. Ta ki bir sonraki yaşanacak acıya dek.
Ülkemizde girişimciler daha yeni yeni sağlık alanına yatırım yapmaya başladı. Özel hastane sayısı arttı. Ancak özel hastanelerde muayene, teşhis ve tedavi ücretleri çok yüksek olduğu için yüksek gelir düzeyine sahip insanlar bu hastanelerden yararlanıyor. Peki, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ortamı, işsizliği ve düşük gelir yüzdesinin büyüklüğünü ele alırsak, bunca insan nasıl ve nerede tedavi olacak? Ambulansların içinde hastane kapılarını dolaşırken daha kaç insan ölecek? Hastanelerimizin Acil Servislerinin önünde birbirinden acil yüzlerce hasta ağlayarak ve inleyerek kuyrukta sıra gelmesini bekliyor. Bunun sorumlusu olanların çoğu kıyak emekliliklerinin keyfini sevdikleri ile nezih mekanlarda sürüyor. Kimi ise bilmem kaç metrelik yatı ile dünyayı dolaşıyor. Devletin yetki birimlerini ve hizmet koltuklarını senelerce milletten uzak işgal edenlerin yürekleri bu tablolar karşısında hiç mi sızlamaz? Her sağlam insanın bir hasta ya da özürlü adayı olduğu hiç mi akıllarına gelmez?
Devletin görevlisi olan doktor ile vatandaşı karşı karşıya getiren bu sistem artık tıkanmış ve kendi kendini bitirmiştir. Yıllardır çözümsüzlüğe mahkum edilmiş halk sağlığı 59. hükümet tarafından köklü reformlar ile belli bir düzene ve çözüme kavuşturulacaktır. Ancak yılların verdiği alışkanlıklarını ve rahatlıklarını bırakmak istemeyen bir takım çevreler şimdiden isyan bayraklarını açmış durumda. Sorunun olduğu noktaya dokunmak istediğinizde karşınıza dikiliyorlar. Sanki her şey iyi durumda. Sanki herkes gerektiği gibi sağlık hizmeti alıyor. Mutsuz olan kimse yokmuşcasına davranmaktan yüksünmüyorlar. Hastaya bir dokun bin ah işit. Doktora bir dokun bin ah işit. Bürokrata bir dokun bin ah işit. Durum böyleyken birileri çıkıp ben bu işi düzelteceğim diyor. Yine birileri çıkıp “Hayır efendim düzeltemezsin biz halimizden memnunuz” diyor. Bu da yine bize özgü bir şey olsa gerek. Muhaletef demek her şeye ters düşmek demek değil. Muhalefet olmak iktidar olmak kadar özel ve sorumluluk getiren bir durumdur. Bilinçli hareket etmek, yönetime katılmak ve varsa eksikleri düzeltmek gerekir. Ama eğer fikir ayrılıklarınız yüzünden önünüze gelen her şeye hayır demeye kalkarsanız, iyiye bile kötü derseniz bunun altından kalkamazsınız.
Ya iyileş, ya da öl!...
Hastanelerimizde yoğun bakım üniteleri yetersiz kalmaktadır. Öyle ki, SSK ve Devlet Hastanelerimizde yoğun bakım ünitesine ihtiyacı olan hastaların yakınları ızdırap dolu bir arayış içerisinde hastane hastane dolaşıyorlar. Çok kere şahit olmuşumdur, hasta yakınları yoğun bakım ünitelerinin yataklarında yatan hastalara hem dua hem beddua ediyorlar. Yani ya iyileş ya öl dilekleri bir yakarış halini alıyor. Şimdi bazı okurlar anlamayabilir bu durumu, ancak yaşayan bilir. Yoğun bakım ünitesi’ne ihtiyacı olan hastaya günler sonrasına ancak randevu verilebiliyor. Erken teşhisin tedavi sürecini ne kadar etkilediği ortada fakat MR, Tomografi gibi bir çok teşhis ünitesinde aylar sürecek sıralar oluşmuş durumda. Makine parkuru yetersiz. Buna karşın özel hastanelerin bir çoğunun yoğun bakım üniteleri boş duruyor ve cüzdanı şişkin hastalar için hazır bekliyor. Çünki bu hastanelerde yoğum bakım yataklarının geceleri 500 milyon ila 3 milyar arasında değişiyor. Ve bundan dolayı özel hastaneleri suçlayamazsınız. Burada esas olan devlet sırtındaki yüklerden kurtulmalı. Sağlık hizmeti değil tam sosyal güvence sağlamalı. Sağlık alanındaki yatırımlar daha fazla teşvik edilmeli. Özel tanınacak imtiyazlarla girişimcilerin sağlık alanına yatırımlar yapması sağlanmalı. Doktorların muayenehaneler açması yerine bir araya gelerek hastane kurmalarının yolu açılmalı.
Ülkemizde öğretmen açığı çok ama buna karşı binlerce öğretmen işsiz. Doktor açığı çok ama buna karşın binlerce doktor işsiz. Eğitim sistemi ile ilgili sıkıntılar yıllardır devam etmekte. Konuyu irdelediğiniz zaman karşınıza dağ gibi sorunlar çıkıyor. Ehliyetsiz ve liyakatsiz kişiler denetimden uzak bir şekilde görev yapıyorlar. Kişi temizlikci olarak girdiği hastanede hasta bakıcılığa terfi ediyor. Trajikomik hikayelerin baş kahramanı oluyor. Hepimizin hafızasında yer etmiştir. Hastaneye şiddetli baş ağrısı ile giden çocuk yapılan yanlış iğne sonucu kolunu kaybetmişti. Şimdi bu kolun bedelini kim ve nasıl ödeyebilir? Düşünün ki, çare bulmaya gittiğiniz, derman aramaya gittiğiniz kapıdan daha dertli ve kötü durumda çıkıyorsunuz. Ancak tezat şu ki, kızcağızın yanlış iğne ile kolunu kaybettiği yer bir hastane. Yine yanlış iğne sonucu maruz kaldığı hastalığın dermanını da bulduğu yer bir hastane. İşte bu da yaşadığımız sıkıntıların apaçık bir tezahürü olarak ortaya çıkıyor.
Doktorlar da bilir elbet, yüreğin acısını…
Hastaneler şifa merkezleridir. Deva merkezleridir. Hastaneleri sıkıntı merkezleri olmaktan kurtarmalıyız. Doktorların çalışma şartlarını düzeltmeliyiz. Doktorlar bu milletin kalbidir. Sağlık her şeyin başıdır. Hastanelerin idari yapıları yeniden düzenlenmeli. Bir hasta için en önemli ilaç sevgi, şefkat ve güleryüzdür. Bunu tesis etmeli, hastaların nezih ve hijyenik ortamlarda tedavi hizmeti almasını sağlamalıyız. Mazeret aradıktan sonra bulmak çok kolay. Ancak şu gerçeği kimse unutmamalıdır. Güleryüzlü ve işlevsel bir sağlık sistemi için bu milletin potansiyeli her zaman olmuştur. Binlerce olumsuzluğa rağmen sistemin sürdürülebilirliği vardır. İşbilmez yönetimlerin ve yanlış yatırımlar sonucu aksayan bu sistem doğru teşhis ve doğru adımlarla düzelecek ve özlenen işlevselliğe kavuşacaktır. Bu konuda insanımıza güveniyorum. Doktorumuza güveniyorum. Şu an halk ta hükümetine güvendiğini açıkca belli etmiştir. Yarınlar umut dolu. Yarınlar sağlık dolu.
Son olarak doktorlarımıza bir paragraf açmak istiyorum. Bütün doktorlarımız aralarındaki istisnai çürük elmalara rağmen canla başla görevlerini yapıyorlar. Gece gündüz demeden halk sağlığı için savaşıyorlar. Hepimiz onlara destek olmalıyız. Hepimizin ayda bir kez bile olsa hastanelere uğraması, yalnız ve kimsesiz hastalara bir el uzatması sağlığımızın değerini bize unutturmayacaktır. Bu ziyaretler doktorlarımıza da desteğimizin bir ifadesi olacaktır. Unutmayalım ki, onlar bizim için çalışıyor. Tüm olumsuzluklara rağmen. Hepsine bir kez daha gönülden teşekkür ediyorum. Sağlıklı yarınlar dileğiyle.