Turuncu Karne
ve YÖK

![]() |
|
Bu yazı Barış
Boyacı'nın 03/10/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden
alınmıştır.
|
![]() |
Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir haberde Türkiye'de
Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK)'nun yönettiği
üniversitelerimiz üyesi olduğumuz Avrupa Üniversiteler
Birliği'nin kalite değerlendirmesinde turuncu karne
aldı. Turuncu karne diyoruz, biraz da ne olduğundan
bahsedelim. Avrupa Üniversiteler Birliği'ne üye 45
Avrupa ülkesi var. Avrupa Yüksek Öğretim Alanına'na
dahil olan 45 ülkenin yükseköğretimlerindeki kalitenin
belli bir standarda kavuşturulması amacıyla belirlenen
Blogna Kriterleri'ne ilişkin Bolunya Süreci İzleme Grubu
Sekreteryası tüm ülkeleri kapsayan bir rapor hazırladı.
Üniversitelerin kalitesi güvence sisteminin gelişimi,
değerlendirme sistemleri, kalite gelişim sürecine
öğrencilerin ve uluslar arası kurumların katılımını
içeren 4 kriterde 45 üye ülkenin toplam not ortalaması
"çok iyi performans" anlamına gelen "açık yeşil"olarak
tespit edildi. "Turuncu" renk ise değerlendirmenin
yapıldığı 4 kriterde "kötü" olarak tespit edilen ve en
kötünün bir üstü sayılan not oldu. Ve biz aldığımız bu
turuncu karne ile hiçbir kalite kriterinde turuncunun
üzerine çıkamayan iki ülkeden biri olduk.
YÖK'mü çözüm mü?
Paylaştığımız bu kötü durumun diğer ortağı ise Andorra
diye bir ülke. Andorra, Pirene Dağları'nın eteğinde,
Fransa ve İspanya'nın ortasında küçük bir prenslik. 700
bin kişilik nüfusu ve sadece 468 km2 yüzölçümü var. İşte
bu durum üzerinde ciddi olarak düşünülmesi gereken bir
durum. Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerini
sürdürdüğümüz dönemde bir çok problem ve engel ile
karşılaştık, karşılaşıyoruz. Avrupa üyesi bir çok
ülkeden çatlak sesler çıkıyor. Üyeliğimize karşı olanlar
var. Bu ülkede bir çok kesim bu ve benzeri bir çok
konuda neden böyle durumlar yaşadığımızı sorgulayacağı
yerde günübirlik politik tartışmalara ve hala daha bu
yaşanılanlardan birtakım rantlar sağlamaya çalışıyor.
Size neden bu durumda olduğumuzu açık bir şekilde ortaya
koyan bir başka konuyu daha aktarmak istiyorum.
Üniversitelere turuncu karne haberinin yayınlandığı
sayfadaki diğer iki haber şöyle göze çarpıyor. "YÖK'ten
'Atama Genelgesi'ne iptal davası" ve "Üniversiteyi
kazanamayan 57 bin adaya ikinci şans". YÖK ülkemizdeki
yükseköğretim kurumlarını yönetiyor. Yani ülkemizde
yükseköğretim kurumlarındaki eğitim kalitesi bir şekilde
YÖK'ün denetiminde. Yani aslında bu turuncu karnenin
sahibi de YÖK. Peki, böyle bir karne alan YÖK ne ile
meşgul? Başbakanlık'ın 25 Eylül tarihli Resmi Gazete'de
yayımlanan personel atamalarına ilişkin genelgesinin
yürütmesinin durdurulması ve iptali istemi ile Danıştay
kapılarında dolaşıyor. Ak Parti iktidara geldiği günden
beri de hükümetle açık bir savaş halinde. Ne hikmetse,
Yüksek Öğretim Kurumu sol hükümetler döneminde Danıştay
kapılarına gitme ihtiyacı duymuyor. Yine sol hükümetler
döneminde YÖK'ün siyasetle böyle açık açık bir ilişkisi
gündeme gelmiyor. Yine sol hükümetler döneminde YÖK asla
sokaklara çıkmıyor, pankartlar açmıyor, bağırıp
çağırmıyor. Şimdi birileri çıkıp şöyle düşünebilir. Sol
hükümetler iyi işler yapıyor, eğitimle ilgili ciddi
atılımlar yapıyor dolayısıyla YÖK'de sokağa çıkma,
pankart açarak yürüyüş yapma ihtiyacı hissetmiyor. Böyle
düşünenler için hatırlatmak istiyorum. YÖK'ün bugüne
kadar sokakta yürümesinin, tavır almasının arkasında
yatan tek bir sebep var. Atatürk'e sahip çıkmak,
Cumhuriyete sahip çıkmak. Yani bu kurumun aslında özrü
kabahatinden büyük. Çünki Atatürk'ü ve Cumhuriyet'i
korumaya çalıştığı ve tavır aldığı kim? Türkiye
Cumhuriyeti'nin ta kendisi. Bu vatanın bağrından çıkan
ülke sevdalıları. Aslında bu tavır bir savunma güdüsü
altında direkt olarak bir saldırıyı hedefliyor. Peki
neye saldırıyorlar. Şehit annelerinin, kolu kanadı kırık
emekli çocuklarının, geleceği kararmış ülke gençlerinin
yüreklerindeki inanca ve inançları gereği başlarına
örttükleri başörtüsüne.
Eksik çok, koşmak gerek.
Oysa ki, Atatürk bu Cumhuriyet'i bu gençlere emanet
etti. Oysaki Atatürk bu Cumhuriyet'i anaların,
evlatlarından başından başörtülerini sökün atın diye
kurmadı. Yine Sütçü İmam kahpe düşman askerlerinin
elleri analarımızın başörtüsü'ne uzandığında elindeki
tabancısıyla bir tabur düşman askerinin karşısına
dikildiğinde bu günleri hayal edebilir miydi acaba?
YÖK'ün kolunu kanadını kırdığı, üniversite kapılarından
attığı binlerce gencin vebalinden uzak yaşadığı
kaygıları bir bakın. Şimdi bu neyin kaygısı diye
sormadan edemiyoruz? Aldığımız turuncu karne elimizde,
biz demokrasinin, biz eğitimin, biz muasır medeniyetler
seviyesinin neresindeyiz diye düşünmeden edemiyoruz? 45
ülke içinde son sıralardayız. Avrupa'nın bir çok ülkesi
eğitim sistemini kusursuz bir şekilde kurmuş. Bizim ise
eksiğimiz çok. Bu karnemizden belli. Dolayısıyla onlar
sorunsuz bir şekilde yürüyor. Bizim ise hem onlara
yetişmek, hem de onları geçmek için koşmamız gerekiyor.
İyi bir hafta diliyorum.