Toplumsal Uzlaşmaya

                        Bir Adım

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 05/06/2006 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

Geçtiğimiz günlerde yapılan TOBB toplantısında Başbakanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Sn. Deniz Baykal ve Doğruyol Partisi Genel Başkanı Sn. Mehmet Ağar elele vererek üyeleri selamladılar ve fotoğraf çektirdiler. Bu fotoğraf yazılı ve görsel basında geniş bir yer buldu. Ve kamouyunda gerçekten olumlu anlamda bir dönüşüm sağladı. Milletimiz artık kavga ve kin siyasetinden bıktı. Ve bu sıkıntısını son seçimlerde mevcut siyasilerin bir çoğunu sandığın dışına iterek gösterdi. Ne var ki bir çok lideri ve partiyi siyaset zemininin dışına iten bu büyük tepki bile ülke siyasetine hakim olan kavga ve yozlaşı siyasetini net bir şekilde bitiremedi.

Dün ve bugün

3 Kasım 2002 seçimlerinden sonar işbaşına gelen Ak Parti iktidarının bana gore en büyük yanlışı (!) geçmişte olduğu gibi enkaz edebiyatı yapmamış olmasıdır. Kaldı ki olası bir “enkaz devraldık” cümlesi kurulmuş olsaydı kimsenin buna itiraz edecek durumu yoktu. Çünki gerçekten her anlamda büyük daralmalar ve bunalımlar yaşayan bir ülke haline gelmiştik.  Cumhurbaşkanımız Sn. Ahmet Necdet Sezer’in kendisini Cumhurbaşkanlığı makamına taşıyan dönemin Başbakanı Sn. Bülent Ecevit’in suratına fırlattığı Anayasa kitapçığı ülkeyi geri dönülemez bir yola sokmuştu. O dönemlerde çok büyük bir ekonomik bunalım yaşayan Arjantin’de halk sokaklara dökülmüş, yağmalar başlamış ve insanlar günlük yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmişti. Ne yazık ki, bizim ülkemiz de Arjantin’in kaderine doğru hızla yol alıyordu. Küçük ve orta ölçekli işletmeler hacimlerinden büyük bunalımları yaşadı. Esnafımızın büyük çoğunluğu kepenk kapattı. Bir çok aile ya dağılmanın eşiğine geldi ya da maalesef dağıldı. Ülkenin ekonomik göstergeleri tutarsız ve sürekli negatif görüntüler sergiliyordu. Gerçekten milletce artık “Dur” denmesi gereken bir yola girdiğimizin farkına vardığımız bir anda 3 Kasım 2002’de sandık önümüze geldi. Ve o sandıktan bugünkü Ak Parti iktidarı büyük bir zaferle çıktı. Milletimiz Cumhuriyet Halk Partisi’ne de muhalefet görevini verdi. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi milletin kendisine verdiği muhalefet görevini “Her konuda ve her adımda hükümetle ters düşmek” olarak algılamış olacak ki, bugün taraflı tarafsız herkesin takdir ettiği bu büyük değişimin ve gelişimin önüne sürekli engel çıkaran bir muhalefet tarzı sergiliyor. Milletimizin Ak Parti iktidarı üzerinde birleştiği istikrar ve gelişme arzusunun önünü kesmek için her yol deneniyor. Ak Parti iktidarını ile ülkemizin kronolojik olarak yaşadığı süreci incelediğiniz zaman gerçekten önünde durulması güç, atlatılması neredeyse imkansız ve tamamen hükümetin dışında gelişen onlarca sıkıntılı süreci büyük bir başarı ile hasarsız bir şekilde atlattığını görmekteyiz. Bir önceki hükümeti düşündüğünüz zaman Başbakan’ın bir öksürüğü ile zemine çakılan borsayı, bir öksürüğü ile fırlayan dövizi yaşıyorduk. Hiçbir krizi profesyonelce yönetemeyen ve sürekli olarak krizin eşiğinde yaşayan bir ülke halindeydik. Düşünün ki, bu ülkenin 1 ve 2 numaralı isimleri olan Sn. Cumhurbaşkanımız ve Sn. Başbakanımızın rutin toplantılardan birinde kendi aralarında yaşamış oldukları ve henüz tam olarak açığa çıkmayan yönleri bulunan bir olayda ülke neredeyse 15 – 20 yıl geriye gitti. Önünde hızla kapatması ve telafi etmesi gereken bir 15 – 20 yıl bulunan bir ülke için bu 40 yıllık bir gelişme sürecinin heba olması demektir. İşte on yıllardır bu ülkede hüküm süren çamur atma ve kavga siyasetinin bir ülkeyi nasıl iflasa sürüklediğinin resmidir bu. Ak Parti iktidarı herşeye rağmen (!) çalışmaya ve milletin kendisine olan güvenine layık olmaya gayret ediyor. Bugünlerde yaşanan büyük bir sıkıntı var. Bu sıkıntı da Sn. Başbakanımızın Cumhurbaşkanlığına aday olması ile ilgiliymiş. Bu ülkede Başbakanlık ile Cumhurbaşkanlığı arasında nasıl bir fark var acaba?

Olgun siyaset bekliyoruz

İşte bu resim bir toplumsal uzlaşı için bir adım olmalı. Bugüne dek kavganın bir tarafı olanlar ve Sn. Başbakanımızı da ısrarla kavganın diğer tarafına çekmek isteyenler artık bu kavga siyasetini bitirmeli. Herkes üzerine düşen görevi yerine getirmek için uğraşmalı. Cumhuriyet kimsenin özeli değil. Cumhuriyet hepimize bırakılan en büyük miras. Cumhuriyete sahip çıkmak, sanal ve gereksiz bir takım endişelerle (!) bu ülkeyi kavgaya sürüklemek değildir. Cumhuriyete sahip çıkmak Atatürk’ün bu ülkeyi ve Cumhuriyeti emanet ettiği gençleri “Senin başın örtülü” diyerek eğitim yuvalarından söküp atmak değildir. Cumhuriyete sahip çıkmak devlet binalarından öz be öz canını bu ülkeye şehit vermiş anneleri “Senin başın bağlı” diyerek söküp atmak değildir. Cumhuriyete sahip çıkmak bu ülkeye ve bu millete sahip çıkmaktır. Milletin içerisinde olmayan bir kavgayı belirli noktalarda yaşamaktan ve bedelini bu millete ödetmekten herkes vazgeçmeli. Umarım önümüzdeki dönemler siyaset adına daha olgun ve tutarlı bir dönemi hepimiz için getirir. İyi bir hafta dileğiyle.