Ya Hatırlamadıklarımız
Ya da Nefretle Andıklarımız

![]() |
|
Bu yazı Barış
Boyacı'nın 13/09/2004 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden
alınmıştır.
|
![]() |
Bir yaz mevsiminin daha sonuna yaklaşıyoruz. Aslında mevsimler içinde en güzel olanıdır yaz. İnsanın içini ısıtan güneşi, bir o kadar serinleten denizi, tatili, havuzu, pikniği ve mangalı ile insanların sosyal yaşamlarının renklendiği bir başka mevsimdir yaz. İşte bu mevsimin yüzlerine güldüğü bir kesim var ki, yaşamın en uç noktasındadırlar. ‘Sokak çoçukları’ diyoruz onlara. Şimdi herkes sonbaharın farklı tatlarına kucak açmaya hazırlanırken, bu çocuklar sevgisizliğin, açlığın, çatısızlığın pençesinde önlerindeki sonbaharı ve kışı nasıl geçireceklerinin hesabına düşmüş durumda. Hangimizin ayıbı bilinmez, ama gerçek olan bir şey var ki, o da bu çocukların bizim çocuklarımız olduğu. Devlet Planlama Teşkilatı’nın bir raporuna göre ülkemizde 500 bin’i aşkın çocuk sokaklarda ve korunmaya muhtaç bir şekilde yaşıyor. Bu çocuklar korumasız. Bu çocuklar aç. Bu çocuklar sevgisiz. Oysa çocuk, insanoğlunun yaşamı boyunca sahip olabileceği en saf ve en değerli varlıktır. Çocuğun dini, dili, ırkı, savaşı, nefreti, terörü yoktur.
Peki, soruyorum sizlere? Sokakta bir köşeye büzülmüş titrerken gördüğümüz ve hiç önemsemeden geçtiğimiz bir çocuk yarın ‘Katil, hırsız, kapkapçı’ kimliği ile karşımıza çıktığında O GÜNKÜ MASUM VE ÇARESİZ HALİ İLE HATIRLAYABİLECEK MİYİZ, YOKSA ‘KÖTÜ’ KİMLİĞİ İLE ONDAN NEFRET Mİ EDECEĞİZ?
Bir siyaset adamı olarak siyasi yaşamım boyunca bu sorunun kökünü kazımak hep hedefim ve hayalim olmuştur. Bu yaranın asla kapanmamasının en büyük nedenini 1 çocuğun kurtarıldığı ve rehabilite edildiği bir ortamda 2 çocuğun evini ve ailesini kaybederek sokaklara düşmesi olarak görüyorum.
Çözümün başlangıç noktası olarak evinde yaşayan, ama iyi ama kötü, sorunlarla da olsa evinde ailesi ile birlikte kalan çocukların kesinlikle sokaktan uzak tutulması gerekmekte. Bugüne kadar atılan tüm adımların başarısız olmasının ardındaki gizli gerçekte bu. Sokağa düşen bir çocuğun, sokakta yaşamaya başlayan bir çocuğun rehabilite edilmesi çok zor. Sokak hayatına alışan bir çocuğun tekrar ailesi ile bir araya getirilmesi çok zor. Bu iki taraflı bir çıkmaz oluşturuyor. Çünki aile de sokağa giden çocuğa ‘yitik’ gözüyle bakıyor. Dolayısıyla çocuk “sokağa” düşmeden önce, eğer sorunları varsa çocuğu evinde rehabilite etmek gerekiyor. Bu konuda çocuklara ve ailelere yönelik destek merkezlerinin oluşturulması, sosyal içerikli merkezlerin oluşturulması ve insanlarımızın problemlerle karşılaştığı zaman bu merkezle kolay ulaşabilmesi çok önemli.
Herhangi bir nedenle sokakta yaşamak zorunda kalmış, evi ve ailesi olduğu halde onlardan uzak kalan, yaşadığı şartlar nedeni ile madde bağımlısı olmuş genç beyinlerin rehabilite edilmesi. Sokağa düşmüş hele hele madde bağımlısı olmuş gençlerin bu maddeleri temin edecek parayı bulmak için farklı yollara yöneldiği ve belki de istemeden de olsa başka insanların canını yaktıkları bir gerçek. Uyuşturucu madde bağımlılarının tedavisi için kurulan AMATEM yeterli kapasiteyi sahip değil. Böyle merkezlerin hızla çoğaltılması gerekmektedir. Ancak burada göz ardı edilen bir gerçek var ki, bu merkezlerin toplum içindeki imajı düzeltilmeli. Uyuşturucu madde kullanmaya yeni başlayan ve pişman olan ancak tedaviye ihtiyacı olan gençler böyle merkezlere gelmeye korkmamalı. Farklı bir isimle ve farklı yöntemlerle tedavi daha cazip hale getirilmeli. Bu merkezlere gelen ve tedavi olmak isteyen, yaşama sarılmak isteyen tüm gençlerin hiçbir neden ve şartla karşılaşmaksızın tedavi olabilmesi. Bu konuda sürekli giderleri karşılamak için UNICEF tarzı bir örgütlenmeye gidilebilir.
Rehabilitasyon ve tedavi süreci sonrasında eski haline dönmüş, toplumun bünyesine katılmaya hazır hale gelen gençlerimizin yumuşak bir geçiş süreci ile toplum bünyesine katılımının sağlanması. Bu konuda toplumun her kesimine büyük görev düşüyor. Hepimizin yapacağı küçük fedakarlıklar ve hizmetler büyük bir atılmıın öncüsü ve ateşleyecisi olacaktır. Bu gençlerimizin iş bulabilmesi “iyileştirme süreci” içerisinde çok önemli bir yer tutuyor. Açılacak Mesleki Eğitim Kursları ile hem rehabilitasyon süreci daha sağlıklı tamamlanacak, hem de sonrası yaşam daha kolay hale gelecektir. Toplum olarak değerlerimize sahip çıkmalıyız. Ve son olarak annelere, babalara seslenmek istiyorum. Yaşamınız boyunca sahip olabileceğiniz bu en değerli varlıklarınıza sahip çıkın. Anne baba olmanın sorumluluğu, erdemi kadar büyük. Daha iyi bir gelecek için, daha temiz bir ülke için ve daha yaşanır bir toplum için hep birlikte elele vermeliyiz. Bu hepinizin, hepimizin görevi. Temiz ve aydınlık yarınlarda buluşmak dileğiyle.