YÖK Artık!

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 16/05/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

Eğitim ve öğretim bir ulusun kaderini belirleyebilecek iki önemli konudur. Genç cumhuriyetimiz gelecek yüzyıla yürürken biz hala eğitim ve öğretim konusundaki sıkıntılarımızla boğuşuyoruz. Aslına bakarsanız genç ve bilgiye aç bir nüfusumuz var. Öğrenmeye hazır, öğrendiğini uygulamaya hazır bir nesil yetişiyor. Bu ülkenin yarınlarını aydınlatacak, ülkeyi çağın ilerisine taşıyacak bir nesil yetiştirmek için eksiğimiz yok. Teknik ve teknolojik olarak abartılacak eksiklerimiz yok. Peki, sorun nerede? Sorun sistemin ta kendisinde. Sistemi tıkayan ve işlemez hale getiren yönetim yapısında.

İlkokul çağına gelen çocuklarımızın okul kayıtlarını doğru dürüst yaptıramıyoruz. Aynı ilçedeki 5 okulun arasında uçurumlar var. Kiminde iyi öğretmenler var. Kiminde disiplin var. Kimisi kaderine terkedilmiş. Biraz torpil biraz şans varsa çocuğunuzun eğitim hayatı başlıyor. İlköğretim çağının bitişi ise tam bir keşmekeş. Herşeye rağmen binbir güçlükle okuttuğunuz ve yetiştirdiğiniz çocuğunuz liseyi bitirdiği zaman gerçek bir açmazın ortasına düşüyor. ÖSS diye kısaca nitelediğimiz Öğrenci Seçme Sınavı’nın gençlerimiz için ne ifade ettiğini hiç düşündünüz mü? Bir yıl boyunca emek vererek gecesini gündüzüne katan bir öğrenci sınav günü hiç bir mazeret sunamıyor. Her şart ve durum içerisinde o sınava girmek zorunda. Ki o sınav dediğimiz ÖSS, öğrencinin gelecek yaşamını şekillendiren önem taşıyor.

Burada kısaca değindiğimiz sorunları içerisinde barındıran eğitim sistemimiz şimdilerde bambaşka bir açmazın içine düşmüş durumda. Özellikle üniversitelerde yönetim kademesinde bulunan rektörler ve yardımcıları sanki hiçbir sorun yokmuşcasına sistemin en büyük savunucuları durumundalar. Ve bu uğurda gençlerimizin sorunlarını, sıkıntılarını bir çırpıda yok sayabiliyorlar. YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) çatısı altında buram buram siyaset kokan bir yapı oluşmuş durumda. Ve bu sıkıntıları görerek, gençlerimizin önünü açmak için didinen, bilgili bir nesil yetiştirmek için çırpınan Sn. Milli Eğitim Bakanımızın uygulanabilir ve makul çözümlerinin önünü kapatmak için her yolu deniyorlar. ORDU GÖREVE pankartı açarak yollara düşen rektörlerin ve YÖK üyelerinin neyin peşinde olduğunu anlamak güç. Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay ise hepimizi YÖK ARTIK! dedirtti.

Sn. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta içinde Bolu Izzet Baysal Üniversitesi'nde kurulacak olan mühendislik-mimarlik fakültesinin temel atma töreni için yapılan daveti tüm yoğunluğuna rağmen geri çevirmedi ve katıldı. Bugüne kadar görev aldığı her noktada vatan ve milletin önceliklerini savunmuş ve halkına büyük hizmetler etmiş bir başbakanı orada büyük bir sürpriz bekliyordu. Üniversite rektörü Prof. Yaşar Akbıyık ve yardımcıları büyük bir cesaret ve inançla bu törene katılmadılar. Tabii ki bu hepimizde takdir hissi uyandırdı! Çünki Sn. rektörümüz ve yardımcıları üzerilerinde hissettikleri büyük siyasal baskıya rağmen törene katılmamış ve hem ilkelerini hem cumhuriyeti bir kez daha kurtarmışlardır!

YÖK arkadaş! Bu kadarına da pes. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bir üniversitede kurulacak eğitim yuvasının temel atma törenine katılıyor. Ama o üniversitenin 1 numaralı ismi ve yardımcıları bir takım ilkeler adına töreni protesto ediyor ve törene katılmıyor. Neymiş, Sn. Başbakanı siyasiler davet etmiş. Peki, siz neredeydiniz? Bu kadar ilkeli iseniz daveti neden siz yapmadınız? Bütün bunlar bir kılıf. Üniversiteleri gençlerin eğitim yuvası olmaktan çıkarıp, kamusal alan haline getirenlerin hazırladığı tezgah. Gençlerimizi birbirinden ayıran, uzak düşüren zihniyetin kurguladığı bir oyun. Ama oyunları bozuluyor. Herkes kimin neyin peşinde olduğunu farkediyor yavaş yavaş. Çırpınmaları o yüzden. Battıkça çırpınıyor, çırpındıkça daha çok batıyorlar.

Bilim adamı değil film adamı

Devlete ait eğitim yuvalarını hizip yuvası haline getirenler bağnazlıklarının dışa vurumunu, açılımını cumhuriyet bekçiliği, laiklik savunuculuğu olarak göstermeye çalışıyor. Yüzlerine bu maskeleri takıyorlar. Sn. Başbakana karşı en sert tutumu alan cumhuriyetperver rektörümüz daha henüz doğacak çocuğu için yurt dışını seçiyor. Birinci dereceden sorumlu olduğu üniversitedeki gençlerin beyinlerini aydınlatmak, onları yarınlara taşımak yerine kılığı ile kıyafeti ile saçı ve sakalı ile uğraşan rektörümüz belli ki ülkesine karşı bir güven bunalımı yaşıyor. Ya da belki de kendisi de çifte vatandaş olarak geziyor veyahut taşımış olduğu Türk kimliği ile yeterince tatmin olmuyor. Kendince bir senaryo yazıyorlar. Ve yine kendilerince, ellerinden geldiğince kendileri oynuyorlar. Onlar da biliyorlar kimin kaç kıratlık adam olduğunu da, bakmayın. Işlerine gelmiyor. Sizler böyle başbakanı öpün de başınızın üzerinde taşıyın. Sizler böyle vatan evlatlarını bulmuşsunuz da bahane arıyorsunuz. Sizler kendi karanlığınızda yitip gideceksiniz. Ama bu vatan, bu millet, bu cumhuriyet işte böyle kendini yetiştirmiş vatan evlatlarının elinde aydınlanacak. Elinde büyüyecek. Onların ellerinde gelişecek. Tabii ki ömrünüz olursa sizler de göreceksiniz. Neler mi hissedersiniz? Orasını bilemem işte.