İçimizdeki Misyonerler!

Ana Sayfa | Biyografi | Projeler | Yazılar | Basından | Galeri | Linkler | İletişim
Design by Behaeddin Gül
 

 

 

 

 

 

Bu yazı Barış Boyacı'nın 10/01/2005 tarihli Kent Yasam Gazetesindeki Barışa Doğru köşesinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

Hafta içinde Sn. Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’in yaptığı açıklama gündeme oturdu. Rahşan Hanım, kendisinden beklenmeyecek bir şekilde “AB üyeliğinin Türkiye’de dine zarar verdiğini ve milletin giderek dinden uzaklaştığını” söyleyerek herkesi şaşırttı. Bu demecin üzerine hemen herkes yazdı, çizdi ve söyledi. Genel kanı Rahşan Ecevit’in popülizm uğruna böyle bir açıklama yaptığı şeklindeydi. Deyimi yerindeyse Rahşan Ecevit, yaptığı bu açıklama ile gündemi esir aldı ve bir şekilde amacına ulaştı. Öyle ki, tabela partisi haline gelen DSP’yi teslim ettikleri Zeki Sezer’in Rahşan Hanım’ın açıklamalarının arkasında duran tavrını bile kimse kaale almadı. Akıllara takılan esas soru ise, Rahşan Hanım’ın böyle bir açıklamayı neden ve nasıl yaptığı ve bu açıklamanın arkasında gerçekten kimler olduğuydu.

* * *

Bu ülkede bazı kesimler hala daha kendi çıkarları uğruna toplumsal değerleri kullanmaktan çekinmiyorlar. Çünki “din elden gidiyor hem de AB üyeliği yüzünden” diye yakınacak kişiler arasında Rahşan Hanım’ın adı bile geçmez. DSP iktidarda iken ülkenin AB üyeliği için gösterdikleri çaba takdire değerdi! Belki de bilmediğimiz bir konu “AB’nin önceki dönemlerde dinimize karşı saygılı bir duruşu olduğu”dur. Dolasıyla Avrupa Birliği, Demokratik Sol Parti TBMM’ne giremeyince dinimize saygı göstermekten vazgeçmiş olabilir. Tabii ki bu durumun en çok Rahşan Hanım’ı rahatsız edeceği de aşikar bir gerçektir.

* * *
İslam dini mükemmel bir dindir. Bugün tüm dünyanın üzerinde birleştiği evrensel ve toplumsal değerler’in hepsi dinimizin içinde vardır. Dolayısıyla bu ülkede din hiçbir zaman elden gitmeyecektir. İnsanlar inançlarında özgürdür. Herkes çeşitli dinlere inanır. Ve herkesin kendince geçerli nedenleri vardır. Esas olan, herkesin bir ortak payda içinde buluşabilmesidir. Bizim dinimiz hoşgörü dinidir. Bizim dinimiz sevgi dinidir. Bizim dinimizin içinde reddetme yoktur. Zorlama yoktur. Sn. Rahşan Ecevit’in çok değerli eşi değil mi, Müslümanlığın açık bir emri olan başörtüsünü, kendinden beklenmeyecek bir kükreme ile meclisten kovan. Öyle bir kükreme ki, halkın oyları ile milletvekili seçilmiş bir hanıma “BU KADINA HADDİNİ BİLDİRİN” diyerek açıkca bir saldırı başlatmış. Şimdi değişen ne oldu ki, bir zamanlar can attıkları AB üyeliği İslam düşmanlığına dönüştü. Şimdi ne oldu ki, bir zamanlar tavır aldıkları, yok saydıkları, tehlikeli düşman gördükleri insanların safında ön sıraları hak eden tutumlar sergiliyorlar? Peki, şimdi Sn. Rahşan Hanım’a kim HADDİNİ BİLDİRECEK?

* * *
Bu ülke taassup sahiplerinden çok çekti. Kişisel çıkarlar uğruna toplumsal değerleri misyon edinen misyonerlerden çok çekti. İşte bunca karışıklığın ortasında bir nesil büyüdü. Neye inanacağını bilemedi bu nesil. İnandıkları ile yargılandı, inandıkları ile sırtından vuruldu. Gençlik büyük bir manevi boşluğun içine itildi. Gencecik beyinler uyuşturuldu, kandırıldı. Kendilerinden büyük bir yalnızlığa itildi. Daha sonra da bu insanlardan nefret edildi. Bu insanlar dışlandı. Sevgisiz, inançsız büyüyen bir insandan ne bekleyebilirsiniz? Olmayacak senaryolarla, altı boş hikayelere inandırılan ve beyinleri yıkanan insanlardan ne bekleyebilirsiniz?

Yüce Yaratıcıyı Anlayabilmek
Yine geçtiğimiz günlerde AKŞAM Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut beyin kanaması geçirdi. Daha önceleri ateist olduğu bilinen Turgut, iyileştikten hemen sonra “Artık Allah’ın varlığına inanıyorum. Ve bu varlığı daha fazla hissediyorum. Artık içimdeki boşluğun farkındayım. Ve bunu öğreneceklerim ile daha da fazla doldurmak istiyorum.” Diye açıklama yaptı. Bu da farklı bir şekilde tartışılmaya başlandı. Peki Serdar Turgut’u bu derece hızlı bir şekilde fikir değiştirmeye iten neydi? Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiye bu denli yaklaşmak mı Serdar Turgut’u kendi içinde bir hesaplaşmaya yöneltmişti? Serdar Turgut başarılı bir gazeteci. Bugüne dek inançsız olduğunu açıklamaktan çekinmeyen Serdar Turgut’un geçirdiği üzücü rahatsızlıktan sonra bir arayış içine girdiğini görüyoruz. Bugüne dek iş hayatındaki başarıları, özel ve sosyal yaşamındaki hareketlilik onu bu manevi arayıştan uzaklaştırdı belki de. İçindeki manevi boşluğu maddi bir takım olgular ile bugüne dek saklamayı başaran Serdar Turgut elindeki maddi olgulardan bir an için uzaklaşınca içindeki büyük manevi boşluk kendisini hissettirdi. Dolayısıyla kendini sorgulama ihtiyacı hissetti. Sn. Serdar Turgut aslında herkes için bir örnek olmuştur.

Doğru Yaşamak

Velhasıl, misyonerler ülkemizde cirit atıyormuş, kiliseler çoğalıyormuş gibi popülist politikaları artık herkes bırakmalı. Peki soruyorum, Müslüman kimliği ile cinayet işleyen, hırsızlık yapan, halkı soyan, insanları aldatan, yalan söyleyen insanlar bu misyonerlerden daha mı az zarar veriyor dinimize? Uzaktan kumanda özgürlüğünün altına sığınarak insanları düşünmekten, soru sormaktan, öğrenmekten alıkoyacak kaynana yarışmaları tarzı programlarla uyutanlar bu misyonerlerden daha mı az zarar veriyor dinimize, toplulumuza? Toplumsal değerleri koruma adına konulan yasak ve cezaları rüşvet adı altında rant kapısı haline getirerek insanları paranın gücüne inandıranlar bu misyonerlerden daha mı az zarar veriyor dinimize?

Son sözüm dini kullananlara, dini pazarlayanlara ya da içimizdeki misyonerlere!. Bırakın pazarlamacılığı, din elden gidiyorsa doğru yaşayın, örnek olun. Toplumsal değerler kayboluyorsa sahip çıkın, örnek olun. Bu toplum dini kaybetmiyor, değerleri kaybetmiyor, geleneklerini kaybetmiyor. Bu toplum örneklerini kaybediyor. Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle.